► (052) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Size dört mes'eleyi beyân etmek kalbime ihtar edildi:
Birincisi: Hem lisân-ı hâl, hem lisân-ı kàl ile ve başka tezâhüratlarla sorulan bir suâle cevaptır.
Deniliyor ki: “Mâdem Risale-i Nur hem kerâmetlidir, hem tarîkatlardan ziyâde îmân hakikatlerinin inkişafında terakkî veriyor ve sâdık şâkirdleri kısmen bir cihette velâyet derecesindeler. Neden evliyâlar gibi manevî zevkler ve keşfiyâtlara ve maddî kerâmetlere mazhariyetleri görülmüyor; hem onun talebeleri de öyle şeyler aramıyorlar? Bunun hikmeti nedir?”
Elcevab:
Evvelâ: Sebebi, sırr-ı ihlâstır. Çünkü; dünyada, muvakkat zevkler, kerâmetler tam nefsini mağlûb etmeyen insanlara bir maksad olup, uhrevî ameline bir sebeb teşkil eder, ihlâsı kırılır. Çünkü, amel-i uhrevî ile dünyevî maksadlar, zevkler aranılmaz; aranılsa, sırr-ı ihlâsı bozar.
Sâniyen: Kerâmetler, keşfiyâtlar, tarîkatta sülûk eden âmî ve yalnız îmânı, taklidî bulunan ve tahkîk derecesine girmeyenlere, bazen zaîf olanları takviye ve vesveseli şübhelilere kanâat vermek içindir. Hâlbuki Risale-i Nurun, îmânî hakikatlerine gösterdiği hüccetler, hiçbir cihette vesveselere meydân vermediği gibi; kanâat vermek cihetinde kerâmetlere, keşfiyâtlara hiç ihtiyaç bırakmıyor. Onun verdiği îmân-ı tahkîkî, keşfiyât, zevkler ve kerâmetlerin çok fevkınde olmasından, hakîki şâkirdleri, öyle kerâmet gibi şeyleri aramıyorlar.
Sâlisen: Risale-i Nurun bir esâsı, kusurunu bilmekle mahviyetkârâne yalnız rızâ-yı İlâhî için rekabetsiz hizmet etmektir. Hâlbuki kerâmet sâhibleri ve keşfiyâttan zevklenen ehl-i tarîkatın mâbeynindeki ihtilâf ve bir nev'i rekabet ve bu enâniyet zamanında, ehl-i gafletin nazarında, onlara sû-i zan edip, o mübârek zâtları, benlik ve enâniyetle ittiham etmeleri gösteriyor ki; Risale-i Nurun şâkirdleri, şahsı için kerâmet ve keşfiyâtlar istememek; peşinde koşmamak lâzım ve elzemdir.
Hem onun mesleğinde şahsa ehemmiyet verilmiyor. Şirket-i maneviye ve kardeşler birbirinde tefânî noktasında Risale-i Nurun mazhar olduğu binler kerâmet-i ilmiye ve intişar-ı hizmetteki teshîlât ve çalışanların maîşetindeki bereket gibi ikramât-ı İlâhiye umuma kâfî gelir; daha başka şahsî kemâlât ve kerâmeti aramıyorlar.
Râbian: Dünyanın yüz bahçesi, fânî olmak haysiyetiyle, âhiretin bâkî olan bir ağacına mukâbil gelemez. Hâlbuki, hazır lezzete meftûn kör hissiyat-ı insaniye, fânî, hazır bir meyveyi, bâkî, uhrevî bir bahçeye tercih
