Hem, benim tarafımdan ona yazsınlar ki: Eski Said’in birinci talebesi bulunduğun gibi, yeni Said’in dahi Hulûsî ile beraber yine birinci safta talebelerisiniz.
Hem benim hakkımda musîbet ve fenâ haberleri aldığı vakit, merhum pederim Mirza (R.H.) gibi olsun, merhume vâlidem Nuriye (R.H.) gibi olmasın. Çünkü eski zamanda, dağdağalı hayatımda hakkımda acîb havadisler peder ve vâlideme ihbar ediliyordu. “Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi” gibi fenâ haberleri babam işittikçe, keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi:
“Mâşâallâh... Oğlum, yine bir ehemmiyetli iş, bir kahramanlık göstermiştir ki, herkes ondan bahsediyor.”
Vâlidem ise, onun sürûruna karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.
Sâlisen: Lütfü’nün sebatkâr ve pek ciddi vârisi Abdullâh Çavuş ve İslâm Köylü merhum Hâfız Ali’nin şâkird ve vârislerinden Mustafa’nın mektûblarını umum Nur fabrikasının kahramanları hesabına kabûl ettim. Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükür olsun ki; o köyleri de Sava ve Kuleönü gibi bir Medrese-i Nuriye hükmüne getirmiş. ∗∗∗
► (084) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Sizin bu defa müteaddid mektûblarınıza, rahatsızlık mecburiyetiyle, bir tek mektûbla iktifâ ediyorum.
Evvelâ: Risale-i Nurun kahramanı Husrev, benim bedelime ölmek ve benim yerimde hasta olmak samîmî ve ciddi istiyor. Ben de derim: Te'lif zamanı değil, şimdi neşir zamanıdır. Senin yazın, benim yazımdan ne derece ziyâde ve neşre fâideli ise, hayatın dahi Hizmet-i Nuriyede benim bu azâblı hayatımdan o derece fâidelidir. Eğer benim elimden gelseydi, hayatımdan ve sıhhatimden size memnuniyetle verirdim.
Sâniyen: Şehîd merhum Hâfız Ali’nin tam bir vârisi Hasan Feyzi’nin, Denizli hesabına ve o civarda ciddi kardeşlerimizin nâmına yazdığı parlak kaside ve dördüncü şehnâmesi; ve orada dahi şâkirdlerin fa'âliyetle Nura çalışmaları, benim zehirli, şiddetli hastalığıma bir merhem oldu. Cenâb-ı Erhamürrâhimîne hadsiz şükür olsun, Denizli’yi ikinci bir Isparta ve büyük bir İslâmköy’ü yapıyor.
Evet, hâkim-i âdil, Muharrem ve Feyzi ve Hâfız Mustafa, bir-iki senede, yirmi sene kadar Hizmet-i Nuriyeyi yaptılar; Nurun şâkirdlerini ebede kadar minnetdâr eylediler. Cenâb-ı Hak, onlardan ve beraberlerinde Nura hizmet edenlerden ebeden râzı olsun, âmîn!
