İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 223 / 267
223

► (184) ◄

Azîz Sıddık Kardeşlerim!

Şimâlin İsveç, Norveç, Finlandiya Kur'ânı, mekteblerinde en büyük halâskâr bir kitab olarak kabûl ettikleri gibi, şimdi erkân-ı İslâmiyenin birincisi olan Ramazan sıyâmını tutmak niyetiyle Câmiü'l-Ezher’e “Şimâlin pek uzun günlerinde bir çare-i tahfifi ve te'hiri yok mu?” diye sormuşlar. Demek Avrupanın yalnız o küçük hükûmetleri değil, belki siyaset mânâsı verilmemek için kendini izhâr etmeyen eskide büyük ve dünyanın yüksek mevkiini tutmakla beraber, gayet dehşetli bir tarzda dünyanın fenâ ve fânîliğini dehşetli tokatla o yüksek mertebelerin hiçe indiğini görmekle hakîki tesellî, yalnız ve ancak hakàik-ı Kur'âniyede bulmasıyla, o küçüklerle ma'nen beraber tahmin edilebilir.

Evet, dünyanın mâhiyeti anlaşıldıktan sonra, elbette hayat-ı ebediyeden başka beşeriyetin o inkisar-ı hayâl yarasını tedâvi edecek Kur'ândan başka yoktur. ∗∗∗

► (185) ◄

Çok Azîz ve Sıddık Kahraman Sabri!

Cenâb-ı Hak, Gâlib Bey gibi çok fedâkârları İslâm ordusunda yetiştirsin. Bu zât, garbda aynı şarkta Hulûsî Bey gibi îmâna hizmet ediyor. Tarîkat cihetiyle ehl-i îmânı dalâletten çekmeğe çalışıyor. Bu zât, eskiden beri Risale-i Nuru görmeden Nur mesleğinde hareket etmeye çalışmış, sonra Nurlarla münâsebeti kuvvetleştiği zaman, daha ziyâde hizmet edebilir. Fakat Nurun mesleği, hakikat ve Sünnet-i Seniye ve ferâize dikkat ve büyük günahlardan çekinmek esâstır, tarîkata ikinci, üçüncü derecede bakar. Gâlib kardeşimiz, Alevîler içinde Kàdirî, Şâzelî, Rufâî Tarîkatlarının bir hülâsasını Sünnet-i Seniye dâiresinde Hulefâ-yı Râşidîn, Aşere-i Mübeşşereye ilişmemek şartıyla, muhabbet-i Âl-i Beyt dâiresinde bir tarîkat dersi vermesini düşünüyor. Hakikat nâmına ve îmânı kurtarmak ve bid'alardan muhâfaza etmek hesabına ehemmiyetli üç-dört fâidesi var:

Birincisi: Alevîleri başka fenâ cereyanlara kaptırmamak ve müfrit Râfizîlik ve siyâsî Bektâşîlikten bir derece muhâfaza etmek için ehemmiyetli fâidesi var.

İkincisi: Hubb-u Ehl-i Beyt’i meslek yapan Alevîler ne kadar ifrat da etse, Râfizî de olsa; zındıkaya, küfr-ü mutlaka girmez. Çünkü muhabbet-i Âl-i Beyt rûhunda esâs oldukça, Peygamber ve Âl-i Beyt’in adâvetini tazammun eden küfr-ü mutlaka girmezler. İslâmiyete o muhabbet vâsıtasıyla şiddetli bağlanıyorlar. Böylelerini dâire-i sünnete tarîkat nâmına çekmek, büyük bir fâidedir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.