Yoksa, büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o îmândan hissesi olmadığına delildir. Her ne ise... Evlâdlarım, ehemmiyetli bir hâdise size bu uzun mes'eleyi kısaca beyân etmeye sebeb oldu. Şimdilik sizlere Risale-i Nurun ehemmiyetli şâkirdleri nazarıyla bakıyorum. Mustafa Oruç, çok tâli'lidir ki, kendi sisteminde ve rûhunda ve ciddiyetinde, az bir zamanda sizleri buldu. Bir iken on Mustafa oldu.
Said Nursî ∗∗∗
► (152) ◄
Azîz Muhterem Kardeşim!
Evvelâ zâtınızın bir risale kadar câmi' ve uzun ve müdakkikàne harâretli mektûbunuzu kemâl-i merakla okudum. Peşin olarak size bunu beyân ediyorum ki: Risale-i Nurun üstadı ve Risale-i Nura Celcelûtiye Kasidesi’nde rumûzlu işârâtıyla pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakàik-ı îmâniyede hususî üstadım, İmâm-ı Ali’dir (R.A.).
Ve ﴾ قُلْ لاَ اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِى الْقُرْبٰى ﴿ âyetinin nassıyla, Âl-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nurda ve mesleğimizde bir esâstır ve Vehhâbîlik damarı, hiçbir cihette Nurun hakîki şâkirdlerinde olmamak lâzım geliyor. Fakat, mâdem bu zamanda zındıka ve ehl-i dalâlet ihtilâftan istifade edip, ehl-i îmânı şaşırtıp ve şeâiri bozarak Kur'ân ve îmân aleyhinde kuvvetli cereyanları var; elbette bu müdhiş düşmana karşı cüz'i teferruâta dair medâr-ı ihtilâf münâkaşaların kapısını açmamak gerektir.
Hem, ölmüş insanları zemmetmek, hiç lüzumu yok. Onlar, dâr-ı âhirete, mahall-i cezaya gitmişler. Lüzumsuz, zararlı, onların kusurlarını beyân etmek, emrolunan muhabbet-i Âl-i Beyt’in muktezâsı değildir ve lâzım da değildir.. diye Ehl-i Sünnet Ve'l-cemâat, sahâbeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı men'etmişler. Çünkü Vâkıa-i Cemelde Aşere-i Mübeşşereden Zübeyr ve Talha ve Âişe-i Sıddıka (R.A.) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet Ve'l-cemâat, o harbi, ictihâd neticesi deyip: “Hazret-i Ali (R.A.) haklı öteki taraf haksız; fakat ictihâd neticesi olduğu cihetle affedilir.”
Hem Vehhâbîlik damarı, hem müfrit Râfizîlerin mezhebleri İslâmiyete zarar vermesin, diye Sıffîn Harbindeki bâğîlerden de bahs açmayı zararlı görüyorlar.
Haccâc-ı Zâlim, Yezid ve Velîd gibi heriflere İlm-i Kelâmın büyük allâmesi olan Sa'deddin-i Taftazanî, “Yezide lânet câizdir” demiş; fakat “Lânet vâcibdir” dememiş. “Hayırdır ve sevâbı vardır” dememiş. Çünkü, hem Kur'ânı, hem peygamberi, hem bütün sahâbelerin kudsî sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydânda gezenler çoktur.
