► (154) ◄
Azîz, Muhterem Kardeşim!
Bin üçyüz seneden beri Âlem-i İslâmı ağlatan ve bütün ehl-i hakikate “Eyvâhlar! Yazıklar olsun!” dediren Âlem-i İslâmın en dehşetli büyük yarasını deşmek, düşünmek; benim hususî meşrebimde tahammülüm fevkınde elem veriyor. Hususan yirmibeş seneden beri ihlâs ile hakîki hizmet-i îmâniye, beni her nev'i siyasetten çektiği ve yirmibeş sene zarfında bir gazeteyi okutturmadığı gibi; yirmi sene bu işkenceli esâretimde hayat-ı siyâsiyeye bakmamak için hükûmete müdafaât-ı hapsiyeden başka müracaat etmeyen ve vazife-i îmâniyeye noksan gelmemek ve ihlâs kırılmamak ve siyasete bulaşmamak için on sene bu dehşetli harb-i umumiye bakmayan, baktırmayan bir hâlet-i rûhiyeyi taşımağa mecburiyetim varken; şimdi dehşetli ejderhalar hakàik-ı îmâniye cebhesinde ehl-i îmâna gözümüz önünde saldırmalarından ve çokları ısırmalarından, ehl-i îmânı kurtarmak mecburiyeti Kur'ânın emriyle varken, bu zamanı bırakıp, eski zamana gidip, Ehl-i Beyt’e gelen dehşetli zulümleri temâşâ etmek, daha ziyâde rûhumu ezer ve kuvve-i maneviyeyi kırıp rûhuma azâb azâb üstüne gelmektir.
Zâlim siyasetin gaddârâne bir düsturu olan “cemâat için ferd fedâ edilir” diye çok zâlimâne pek çok vukûâtı, ehvenü'ş-şer diye bir nev'i adâlet-i izafiye nâmında hâkimiyetine bir maslahat göstermişler. Hattâ bu asırda, o gaddâr düsturun hükmüyle, bir adamın hatâsıyla bir köyü mahveder. Beş-on adamın, onların siyasetine zarar vermek tevehhümüyle, binler adamı perîşan eder.
İşte, eski zamanda bir derece, siyasetin bu gaddâr düsturu İslâmlar içine girdiğinden; siyasette, bu müdhiş düsturlar karşısında –mecburiyetle– selef-i sâlihîn sükût ile ve Ehl-i Sünnet Ve'l-cemâatin imâmları o kapıları kapamak طَهَّرَ اللهُ اَيْدِيَنَا فَنُطَهِّرُ اَلْسِنَتَنَا deyip o kapıları açmıyorlar.
Mâdem, Ehl-i Beyt’e zulmedenler şimdi âhirette cezasını öyle bir tarzda görüyorlar ki, bizim onlara hücumla yardımımıza bir ihtiyaç kalmıyor. Ve mazlum Ehl-i Beyt, muvakkat bir azâb ve zahmet mukâbilinde o derece yüksek bir mükâfât görmüşler ki, aklımız ihâta etmiyor. Değil şimdi onlara acımak, belki onları o hadsiz rahmete mazhariyetleri noktasında binler tebrik etmek gerektir ki; birkaç sene zahmetle, milyonlar mertebeler ve bâkî saâdetler âhirette kazandıkları gibi; dünyada da kaldıkları zamanda, ehemmiyetsiz, dünyanın fânî saltanatı ve muvakkat hâkimiyeti ve karışık siyasetine bedel manevî birer sultan ve hakikat âleminde birer Şah, birer manevî Pâdişah makamını kazandılar. Vâliler yerine, evliyâlar,
