İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 194 / 267
194

aktâblara kumandan oldular. Kazançları, bire bin değil, milyonlardır.

İşte bu sır içindir ki; Yeni Said’in hususî üstadı olan İmâm-ı Rabbânî, Gavs-ı A'zam ve İmâm-ı Gazâlî, Zeynelâbidîn (R.A.) hususan Cevşenü'l-Kebîr münâcâtını bu iki imâmdan ders almışım. Ve Hazret-i Hüseyin ve İmâm-ı Ali Kerremallâhu Vechehu’den aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü'l-Kebîr’le dâima onlara manevî irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risale-i Nurdan bize gelen meşrebi almışım. Zâlimlerin gaddârlıklarını değil deşmek, bakmak; belki düşünmek de meşrebimize gelmiyor. Çünkü onlar mücâzâtını; ve mazlumlar mükâfâtını, aklımızın fevkınde görmüşler. O mes'eleler ile meşgul olmak, şimdiki bu hazır musîbet-i diniyeye karşı mükellef olduğumuz vazife-i Kur'âniyeye zarar verir.

Ulemâ-i İlm-i Kelâmın ve Usûlü'd-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet Ve'l-cemâatin dâhî muhakkìklerinin İslâmî akîdelere dair çok tedkik ve muhâkemâtla; ve âyât ve hadîsleri muvâzene ile kabûl ettikleri Usûlü'd-din düsturları, şimdiki Risale-i Nurun meşrebini muhâfazaya emrediyor, kuvvet veriyor. Hattâ, hiçbir yerde, hattâ ehl-i bid'a kısmı da bu meşrebimize ilişemiyorlar. Hakikat-i ihlâs tam muhâfaza edildiği için, her nev'i, Ehl-i İslâm içine giriyor. Şîalıkta müteassıb ve Vehhâbîlikte de müfrit, feylesofların en maddîsi ve mütefennini ve müteassıb hocaların en enâniyetlisi, beraber Nur dâiresine girmeğe başlamışlar ve kısmen şimdi de kardeşçe bulunuyorlar. Hattâ bazı misyonerler de, Din-i İsâ’nın (A.S.) hakîki rûhânisi de o dâireye gireceklerine emâreler var. Birbirine hücum değil; belki bir tesânüd, bir musâlaha lüzumunu hissedip medâr-ı münâkaşa mes'eleleri ortaya atmıyorlar. Demek İmâm-ı Ali’nin (R.A.) otuz-kırk işâretiyle sarâhat derecesinde haber verdiği Risale-i Nur, bu zamanın müdhiş yaralarına tam bir ilâçtır. Onun için, o dâire bize kâfî gelmiş, harice çıkmıyoruz.

İmâm-ı Ali (Kerremallâhu vechehu) nin şahsına ve hayatına ve adâlet-i hakîki üzerine giden siyasetine ilişmek, darbe vurmak başkadır. Şahsiyet-i zâhirîsinden ve hayat-ı dünyeviyesinden ve siyaset-i ictimâiyesinden binler derece daha yüksek olan şahsiyet-i manevîsine ve kemâlât-ı ilmiyesine ve makàmât-ı velâyetine ve vârisliğine darbe gelmez ve gelmemiş ve gelemiyor. Kimin haddi var? Onun için, iki ciheti birleştirmek tevehhümüyle karşısında muârazaya çalışanların taarruzu, pek dehşetli görünüyor. Ehl-i îmân ortasında nasıl böyle vukûât olabilir? diye hayret veriyor. Hâlbuki Yezid ve Velîd gibi habîs herifler müstesnâ, ötekilerin kısm-ı a'zamı, İmâm-ı Ali’nin (R.A.) hàrika kemâlâtına ve kerâmetlerine ve verasetine ilişmek değil; belki yalnız hayat-ı ictimâiye-i insaniyeye ait idaresine darbe

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.