İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 135 / 267
135

çok çabalıyor, sonra tam görür. Hakikat-i insaniyeye baktığı vakit, o câmi' mikyâsta, o küçük haritacıkta, o doğru nümûnecikte, o hassas mîzancıkta, o enâniyet hassâsiyetinde öyle kat'î ve şühûdî ve iz'ânî bir vicdân, bir itmi'nân, bir îmân ile o sıfât ve esmâyı tasdik eder. Hem çok kolay, hem hazır yanındaki âyinesinde hiç uzun bir seyahat-ı fikriyeye muhtaç olmadan îmân-ı tahkîkîyi kazanır ve اِنَّ اللهَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ عَلٰى صُورَةِ الرَّحْمٰنِ hakîki bir mânâsını anlar. Çünkü, Cenâb-ı Hak hakkında sûret muhâl olmasından, sûretten murad, sîrettir, ahlâk ve sıfâttır.

Evet, nasıl ki ehl-i tarîkat, seyr-i enfüsî ve âfâkî ile mârifet-i İlâhiyede iki yol ile gitmişler ve en kısa ve kolayı ve kuvvetli ve itmi'nânlı yolunu enfüsîde, yani kalbinde zikr-i hafi-yi kalble bulmuşlar; aynen öyle de: Yüksek ehl-i hakikat dahi, mârifet ve tasavvur değil, belki ondan çok àlî ve kıymetli olan îmân ve tasdikte, iki cadde ile hareket etmişler.

Biri: Kitab-ı kâinâtı mütâlaa ile, Âyetü'l-Kübrâ ve Hizbü'n-Nuriye ve Hülâsatü'l-Hülâsa gibi âfâka bakmaktır.

Diğeri: Ve en kuvvetli ve hakkalyakìn derecesinde vicdânî ve hissî, bir derece şühûdî olan hakikat-i insaniye haritasını ve enâniyet-i beşeriye fihristesini ve mâhiyet-i nefsiyesini mütâlaa ile îmânın, şübhesiz ve vesvesesiz mertebesine çıkmaktır ki; sırr-ı akrebiyete ve veraset-i Nübüvvete bakar. Ve enfüsî tefekkür-ü îmânî hakikatinin bir parçası, Otuzuncu Söz’ün; ve “ene” ve “enâniyet”de ve Otuzüçüncü Mektûb’un “Hayat Penceresi”nde ve “İnsan Penceresi”nde ve bazı parçaları da sâir eczâ-yı Nuriyede bir derece beyân edilmiş.

Bunu hem Lâhika’ya, hem Sikke-i Gaybiye’ye, hem Hülâsa’nın âhirine yazılsın. ∗∗∗

► (092) ◄

Azîz, Sıddık Kardeşlerim!

Hâlimin müsâadesizliği için müteaddid mektûblarınıza bir tek perîşan mektûbumla cevab verdiğimden gücenmeyiniz.

Evvelâ: Gizli düşmanlarımız hükûmetin ehemmiyetli ve birkaç vazifedârlarını elde edip beni tazyîkatla Menemen ve Şeyh Said hâdisesi gibi bir hâdise çıkarmak için bütün kuvvetiyle en hassas damarlarıma dokunduracak tarzda her desîseyi istimâl ettiler. Gördüler ki, Eski Said yok, yenisi ise herşeye tahammül ediyor, o plânı sâir sû-i kasdlara, ezcümle zehir vermeye tebdil ettiler. Hıfz-ı İlâhî onu da akîm bıraktı. Şimdi o münâfıklar resmen hükûmetin nüfûzunu benden halkları ürkütmek

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.