sarsılmış diye şübheye ve vesveseye düştüğü vakit birden işitir ki; bir risale çıkmış, îmânın bütün hakikatlerini kat'î isbât eder, felsefeyi mağlûb edip zındıkayı susturuyor, diye anlar. Birden o şübhe ve vesvese zâil olup îmânı kurtulur ve kuvvet bulur.
Suâlin İkinci Şıkkı: “Sen, bir mektûbunda, şâirâne bir latîfeyi –yani kuşların, mektûblarını yazmak ve okumak zamanında yanınıza ve şâkirdlerin yanına gelmelerini o latîfeyi– ciddi bir tarzda kardeşlerine yazdın. Hâlbuki o kuşlar, hâl-i âlemi ve Risale-i Nurun hâdisâta karşı fâidesini bilecek mâhiyetinden uzaktırlar?”
Elcevab: Emir ve İzn-i İlâhî ve havl ve kuvvet-i Rabbâniye ile, umum hayvanatın, melâikeden bir çobanı, bir nâzırı olduğu gibi, kuş tâifesinin de bir çobanı var. Onlar bilmese de, emr-i İlâhî ile ve ilhâm-ı Rabbânî ile çobanları, onları sevkeder. O sevk-i fıtrî ise, kuşlara gelen ilhâma dayanır. Kuşlar, ilhâma mazhardırlar ki; yaşı bir günlük bir arı yavrusu, havada, bir gün mesâfede gider; o ilhâm-ı fıtrî ile, o sevk-i Rabbânî ile yolunu şaşırmadan dönüp, gelip yuvasına girer.
Evet, nasıl ki küre-i arz Risale-i Nur ve şâkirdlerine gelen zulme i'tirâz etti ve cevv-i hava yağmursuzlukla ve soğukla Risale-i Nura gelen tazyîkat ve müsâdereyi tenkid etti ve bulutlar serbestiyetini yağmurlarla alkışladı; elbette kuş nev'i de alâkadar olabilir.
Evet insanın; bir kısım sun'î kuşlarının bir bomba yumurtası ile bir köyü harâb edip bin adamı mahveden cinayetine ve Cehennemî zakkum yumurtaları taşıyan o insanî kuşların tahribci kısmını; hem küre-i arza, hem nev'-i beşere müstebidâne, merhametsiz tahribâtına karşı, bu hayvanî kuşlar, te'sirli bir sûrette istikbâli tenvir eden Risale-i Nuru elbette ma'nen tebrik edip alkışlar, diye sûretindeki hâdise, gerçi çok tatlı bir latîfedir, fakat çok ince bir hakikat dahi içinde var. ∗∗∗
► (054) ◄
Kardeşlerim!
Bu defa Meyve Risalesinin tam kıymetini bilen ve kendine “Meyveci” nâmını veren Risale-i Nur santralcısının yazdığı mektûb, beni çok memnun eyledi. Çünkü; Hulûsî, Hakkı gibi yirmi seneye yakın bir zamandan beri mâbeynlerinde olan samîmâne dostluk ve kardeşlik tam devam ve sebat ettiği gibi; onların Risale-i Nura karşı alâka ve irtibat ve sadâkatleri, aynen mâbeynlerindeki hàlisâne münâsebetleri gibi hem devam ediyor, hem metânet kesbediyor; ârızalarla sarsılmıyor. Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum ki; böyle hàlis, muhlis ve başkalara hüsn-ü misâl olan sâdık şâkirdleri Risale-i Nura vermiş ki, dâimî hakta hulûs ile ve
