İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 86 / 267
86

dâima şükrü ve metâneti ve sebatı netice verdiği için, ihlâs dâiresinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanâatsizlik gösterdiğimiz hâlde; neticelerine ve semerâtına karşı kanâatle mükellefiz.

Meselâ: Risale-i Nur hizmetiyle Isparta ve civarında binler ehl-i îmâna fevkalâde kuvvet-i îmâniyeyi te'min etmek olan bu netice, bizim fevkalâde hizmetimize kâfîdir. On kutub derecesinde biri çıksa, bin adamı derece-i velâyete sevketse, yine bu neticeyi aşağıya düşürtmez. Nurun hakîki şâkirdleri, bu gibi neticelere kanâat ediyorlar. O büyük kutbun mürîdlerinin kanâat-ı kalbiyelerini te'min eden üstadlarının fevkalâde makamı ve mes'elelerde hükümleri yerine Risale-i Nurun sarsılmaz hüccetleri, o mürîdlerinin kanâatlerinden çok ziyâde şâkirdlerine kanâat verdiği gibi; bu hâlet ve i'tikàd başkasına da sirâyet eder, menfaat verir. O mürîdlerin kanâati ise, hususî ve şahsî kalır.

Hattâ ilm-i mantıkta “Kaziye-i makbûle” tâbir ettikleri; yani büyük zâtların delilsiz sözlerini kabûl etmektir. Mantıkça yakìn ve kat'iyyeti ifâde etmiyor; belki zann-ı gâlible kanâat verir. İlm-i mantıkta; bürhân-ı yakìnî, hüsn-ü zanna ve makbûl şahıslara bakmıyor, cerhedilmez delile bakar ki, bütün Risale-i Nur hüccetleri, bu bürhân-ı yakìnî kısmındandır.

Çünkü: Ehl-i velâyetin amel ve ibâdet ve sülûk ve riyâzetle gördüğü hakikatler ve perdeler arkasında müşâhede ettikleri hakàik-ı îmâniye, aynen onlar gibi Risale-i Nur; ibâdet yerinde, ilim içinde hakikate bir yol açmış; sülûk ve evrâd yerinde, mantıkî bürhânlarla ilmî hüccetler içinde hakikatü'l-hakàika yol açmış; ve ilm-i tasavvuf ve tarîkat yerinde, doğrudan doğruya İlm-i Kelâm içinde ve İlm-i Akîde ve Usûli'd-din içinde bir velâyet-i kübrâ yolunu açmış ki; bu asrın hakikat ve tarîkat cereyanlarına galebe çalan felsefî dalâletlere galebe ediyor, meydândadır. Teşbihte hatâ olmasın, nasıl ki Kur'ânın gayet kuvvetli ve mantıkî hakikati, sâir dinleri, felsefe-i tabîiyenin savletinden ve galebesinden kurtarıp onlara bir nokta-i istinâd oldu, taklidî ve aklın haricindeki usûllerini de bir derece muhâfaza etti.

Aynen öyle de: Bu zamanda onun bir mu'cizesi ve nuru olan Risale-i Nur dahi, felsefe-i maddiyeden gelen dehşetli dalâlet-i ilmiyeye karşı, avâm-ı ehl-i îmânın, taklidî olan îmânlarını, o dalâlet-i ilmiyenin savletinden kurtarıp, umum ehl-i îmâna bir nokta-i istinâd ve yakın ve uzaklarda olanlara dahi, zaptedilmez bir kale hükmüne geçmiştir ki; bu emsâlsiz dehşetli dalâletler içinde, yine avâm-ı mü'minin îmânını, şübhelerden ve İslâmiyetini, hakikatsizlik vesveselerinden muhâfaza ediyor.

Evet, her tarafta, hattâ Hind ve Çin’de ehl-i îmân, bu zamanın çok dehşetli dalâletinin galebesinden; acaba İslâmiyette bir hakikatsizlik mi var ki,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.