Ramazanınızı, leyle-i Kadrinizi, hem bayramınızı tebrik ederim. Kastamonu’da iken nasıl her gün duâlarımda ve manevî kazançlarımda Nurun hàs şâkirdlerinden Âsiye, Ulviye, Lütfiyeler, Zehralar, Şerîfeler, Hâcerler, Necmiyeler, Nimetler, Aliyeler hissedar olmak için ma'nen yanımda bulunuyordular; aynen şimdi de öyledirler.
Ben sizleri unutmuyorum. Hattâ bugünlerde birden Ulviye, Lütfiye’yi merak ettim. İkinci gün, ikisinin de mektûblarını, hediyelerini aldım; bunların sadâkatlerine bir emâre oldu. Eskiden beri âdetim hediyeleri kabûl etmemek ile beraber; sizin cübbe ve yeleğinizi bu geceki Leyle-i Kadirde giyip Âsiye ile beraber Kastamonu’daki bütün Nur şâkirdleri nâmına kabûl ettim. Fakat kaideme muhâlif olmamak için ona mukâbil, Emin’de bulunan risalelerimden Lütfiye, Ulviye istediklerini alsınlar; veyâhut benim hesabıma Mehmed Feyzi ve arkadaşları onların beğendiklerini yazsınlar.
Benim yanıma çok defa gelen bu hemşirelerimin masûm evlâdları, Nur şâkirdlerinden masûmlar dâiresinde dâhildirler ve çok defa hatırlıyorum. ∗∗∗
► (126) ◄
Hadsiz şükür ve hamd ü senâ ediyorum ki; sizlerin bu mektûblarınız, hem Husrev ve arkadaşlarına ve makinelerine, hem Nazîf ve yardımcılarına ve makinesine ve bu kudsî yeni hizmette devam edebilmelerine ait sıkıcı çok endişelerimi izâle ettiler. Binler Elhamdülillâh.
Hattâ mektûblarınızı aldığımdan bir gün evvel, araba ile gezmeğe çıkmıştım. Birden, Kur'ânın medhine mazhar olan hüdhüd-ü Süleymânî kuşu bir müjde vermek istiyor gibi onbeş dakika kadar yolumuzu takiben sağa ve sola ve yola konup, uçup, yine gelip; hiç bu acîb tarzı görmediğimiz sûrette, kanâatim geldi ki, yarın beni mesrûr edecek bir haber alacağım. Beni gezdiren Nureddin’e dedim. O da benim gibi o kuşun o garîb vaziyetinden hayret ediyordu. Birden biz onun sırrını ifşa ettiğimizden kayboldu.
İkinci gün, hem tesellîkâr Nazîf’in mektûbunu ve makinesinin yeni mahsulünü, hem Abdurrahman Salâhaddin’in medâr-ı merak mektûbunu ve bana şapka için Ankara’da sıkıntı veren Vâli Nevzat’ın intiharıyla, kendi tokadını ve cezası kendi eliyle verilmesini ve “Zülfikàr” hizmetine hiçbir taarruz olmadığını ve devam ettiğini; hem Medresetü'z-Zehrâ’nın kahramanları hiç telâş etmeyerek Zülfikàr’a devamlarını ve hakikat-i hâli beyân etmelerini; ve çok alâkadar olduğum Atabey kahramanlarının ve Lütfi vârislerinin ve büyük merhum Hâfız Ali’nin vekil ve vâris ve Hizmet-i Nuriyede muktedir arkadaşlarının, Tahiri ve Abdullâh Çavuş’un
