İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 205 / 267
205

► (165) ◄

Bu yakınlarda üstadımızın yanına ehemmiyetli iki miralay (ikisi de jandarma kumandanlarından), bir de ehemmiyetli bir meb'ûs (partinin müfettişlerinden) Üstad’ın yanına geldiler. Uzun bir sohbetten sonra, üçü de, kemâl-i teslîmiyetle, Üstada dostluğa karar verdiler. Ve birisi, şimdiden Risale-i Nur talebesi olmuş. O meb'ûs (müfettiş-i umumî), Eski Said’in dostu imiş. Gittikten sonra haber aldık ki; bu zâtın vâsıtasıyla eski dâhiliye vekili ve şimdi partinin kâtib-i umumîsi olan Hilmi Bey, bilhassa hususî olarak Üstad’ın ziyaretine gelecek ve dostane bir sûrette görüşecek. Onun için, Üstad da size gönderdiğimiz bu sûreti aynen onun eline vermek, o mevzûda konuşmak için kaleme alınmış. Daha o gelmeden berây-ı ma'lûmât size göndermeye Üstad bize izin verdi.

Hem Re'fet Beyin mübârek mahdumu Hüsnü’nün küçük risalesinin âhirine duâsını yazdı, onu da leffen gönderiyoruz. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki; hem Nurcu, hem ciddi dost, hem mütedeyyin bir kaymakam, şimdi buraya kaymakam olmuş. Eskide size gönderilen “Dâhiliye Vekili ile Bir Hasbihâl” nâmındaki parçayı dahi gönderiyoruz. Onu da Üstad ona okuyacak. ∗∗∗

► (166) ◄

Kahraman Nazîf’in ve Yakub Cemâl’in, şimâl-i garbîde, üç devletin Kur'ânı kabûl etmesi Zülfikàr’ın intişarına tevâfuku; ve geçen sene, Zülfikàr çıkarsa, dâhilen ve haricen büyük fütûhâta vesile olacak hükmünü tasdik etmesi büyük bir fâl-i hayırdır diye biz de o iki kardeşimizin kanâatine iştirâk ediyoruz. Bu fırtınalı ve ilhâdlı asırda, biri gizli Alman, üçü âşikâr devletlerin, beşerin bu asırda Kur'âna şiddet-i ihtiyacını hissetmesi ve bilfiil kabûl etmesi büyük bir hâdise-i Kur'âniyedir. Değil üç devlet, belki yalnız on meşhûr adam, on feylesof dahi –birden– uzak memleketlerde Kur'ânı tasdik etmesi, bizlere ve Âlem-i İslâma büyük bir müjde ve avâm-ı ehl-i îmâna büyük bir kuvve-i maneviye te'min eder. ∗∗∗

► (167) ◄

Risale-i Nurun Yirmidokuzuncu Mektûb’unda “Hücumât-ı Sitte” ve Zeyli ve “İşârât-ı Seb'a” ve “Telvihât-ı Tis'a” gibi risalelerin rumûzât-ı Kur'âniye ve tevâfukât-ı Nuriyeye karışık bir sûrette bulunmasının hikmeti, mahkemeler ve ehl-i vukûfun susturulmasına ve bizi onlarla mes'ûl etmemesine bir vesile olmaktı. Güyâ o rumûzât, o derin ince mes'eleler, lisân-ı hâl ile onlara demiş: “İnsaf ediniz... Kur'ânın bu derece esrârına çalışanlara ilişmeyiniz...” Şimdi ise o karışık vaziyeti hiç münâsib değil.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.