görüneyim. Yalnız bu cihet var ki; Risale-i Nur, bu vatana ve bu millete pek büyük menfaati, mahkemelerin ve ehl-i vukûfların müttefikan kararlarıyla tahakkuk etmiş. Bu nokta-i nazarda, benim ehemmiyetsiz, bîçâre, perîşan, çok kusurlu şahsiyetim değil; belki yalnız Kur'ânın malı ve meâli olan Risale-i Nur nâmına, sizin suâllerinize cevab için ben işâretler ederim, sonra da Risale-i Nur ve şâkirdleri izâhla cevab versinler.
Evvelâ: Otuz sene evvelki hayatımın tarihçesini merhum Abdurrahman yazmış, tab'edilmiş.
Sâniyen: Risale-i Nurun zuhûr zamanının bir nev'i tarihçesi Eskişehir hapsinin müdafaanâmesiyle –Yirmiyedinci Lem'a olmuş– ve Denizli hapsindeki Müdafaa risaleleriyle (Onbirinci ve Onikinci Şuâ) İhtiyarlar Lem'ası ve Âyet-i Hasbiye Risalesi ve Onaltıncı Mektûb’la Hücumât-ı Sitte ve İşârât-ı Selâse ve İşârât-ı Seb'a risaleleri gibi Nur eczâları, suâllerinize tafsîlen cevab vermek için mahkeme bana iâde ettiği ve şimdi elimde bulunmayan risaleler, bir zaman elinize gelecek. İnşâallâh sizi hiç unutmayacağım. Bu hâlimde bu alâkadarlığınız, benim çok ağır sıkıntılarımı hafifleştirdi. Allah senden râzı olsun, âmîn!
∗∗∗
► (106) ◄
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bir bîçâre vesveseli ve hassas ve dinsizlerle görüşen bir adam, meşhûr duâ-i nebevî olan Cevşenü'l-Kebîr hakkında ve akıl haricindeki sevâb ve faziletine dair bir Hadîsi görmüş, şübheye düşmüş. Demiş:
“Râvi, Ehl-i Beyt’in imâmlarındandır. Hâlbuki hadsiz bir mübâlağa görünüyor. Meselâ içinde der: Bu duâya Kur'ân kadar sevâb verilir. Hem göklerdeki büyük melâikeler, o duâ sâhibini gördükçe kürsîlerinden inip ona pek büyük bir tevâzu' ile hürmet ederler. Bu ise, aklın ve mantığın mikyâslarına gelmez” diye, Risale-i Nurdan imdâd istedi. Ben de Kur'ândan ve Cevşenden ve Nurlardan gayet kat'î ve tam akıl ve hikmete mutâbık bir cevab verdim. Size gayet kısa bir icmâlini beyân ediyorum. Şöyle ki: Ona dedim:
Evvelâ: Yirmidördüncü Sözün Üçüncü Dalında on aded “usûl” var, böyle şübheleri esâsıyla keser, izâle eder. Ona bak, cevabını al.
Sâniyen: Her gün bütün ümmet kadar hasenât ona işlenen ve bütün ümmetin saâdetlerine yardım eden ve ism-i a'zamın mazharı ve kâinâtın çekirdek-i aslîsi, hem en mükemmel ve câmi' meyvesi olan Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o duânın kendi hakkında o azîm mertebesini
