► (051) ◄
………………..
O (Bediüzzaman), Nurun hàdimidir. Eğer dünyayı istese ve dileseydi, kendisine sunulan hediye ve behiyeleri, zekât ve sadakaları ve bu teberru ve terekeleri alsaydı, bugün bir milyoner olurdu. Fakat o, tıpkı Cenâb-ı Ömer’in (R.A.) dediği gibi: “Sırtıma fazla yük alırsam, nefs-i nâtıka-i kâinâtın kalbi ve Allah’ın habîbi Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’a ve yârânı olan kâmil ve vâsıllara yetişemem ve yarı yolda kalırım” diyor.
“Bütün eşya ve eflâki senin için yarattım habîbim” fermânına, “Ben de senin için onların hepsini terk ve fedâ ettim” diye verilen cevab-ı Hazret-i Risalet-penâhîye ittibâ' ve imtisalen, o da dünya ve mâfîhâyı ve muhabbet ve sevdâsını terk ve hattâ terki de terk ederek bütün hizmet ve himmetini ve şu ömr-ü nâzenînini envâr-ı Kur'âniyenin intişarına sarf ve hasretmiştir. İşte bunun için, şimdi çektiği bütün zahmetler, rahmet; yaptığı hizmetler, hikmet olmuş. Celâli yüzünden cemâlini de gösterip, âlem, bir gülzar-ı kemâl bulmuştur.
“Lütf u kahrı şey-i vâhid bilmeyen çekti azâb,
Ol azâptan kurtulup sultan olan anlar bizi.”
Niyâzi-i Mısrî gibi diyen bu tercümân, herşeyi hoş görerek, katreyi, ummân; âdemi, insan; ve nurunu âleme sultan eylemiştir.
Ona “Kürdî” denilmesi ve kaside-i Hazret-i İmâm-ı Ali’de (R.A.) görülen يَا مُدْرِكًا kelimesinin hazf ve kalbiyle “Kürd” îmâ ve işâretinin bulunması, gerçekten Kürdlüğüne delâlet etmez ve onun manevî silsile-i şerâfet ve siyâdetten tenzîl ve teb'idini icâb ettirmez. Bu isnâd ve izafe, Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lakabla mâruf ve meşhûr olan bu zâtın Risaleti'n-Nurun tercümânı olduğunu sırf âleme ilân etmek içindir; yoksa Kürdlüğünü isbât etmek için değildir.
Kürtçe bilmesi, o kıyafete girmesi ve öyle görünmesi, kendini setr ve ihfa için olup, hakîki hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir diye düşünüyorum.
Âlem-i İslâmiyet ve insaniyete ve Haremeyn-i Şerîfeyne asırlarca hizmet eden bu kahraman Türk Milletini onun çok sevmesinde ve hayatının mühim bir kısmını hep Türklerle meskûn olan bu havâlide geçirmesinde büyük hikmetler, mânâ ve mülâhazalar olsa gerektir.
Âb-ı rû-yi Habîb-i Ekrem için,
Kerbelâ’da revân olan dem için,
