İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 192 / 267
192

fütûr vermek için desîselere ve ehl-i siyasete evhâm vermeğe çabalıyorlar. İnşâallâh bir halt edemezler. Fakat ihtiyat, her vakit iyidir. (Sırran tenevveret) düsturu devam ediyor. Tâ bunun gibi birkaç mecmua çıkıncaya kadar temkinli ve ihtiyatlı bulunmak lüzumu var. Hattâ bu defa sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ nın remizli risalesini onüç seneden beri görmediğim hâlde buraya göndermek bir derece ihtiyat kaidesine muhâlif olduğu gibi, herkes anlamaz; hem te'vil ve tefsir lâzımdır. Çünkü “Lâhika”da bir mektûbda yazmıştım ki, iki hakikat mücmelen bana ihtar edilmişti:

Birisi: Bir derece dar bir dâirede bir nur gösterilmişti; geniş bir dâirede mânâ verip, kırk sene evvel “Bir nur göreceğiz” diye müjde veriyordum. Hattâ hürriyetten evvel, eski talebelerime de o müjdeyi mükerrer söylüyordum. Zannederdim ki; geniş siyaset dâiresinde olacak. Hâlbuki bu memleketin en ziyâde muhtaç olduğu îmânî ve İslâmî ve hayat-ı ictimâiye-i İslâmiye dâiresinde Risale-i Nuru göreceksiniz diye hakikatten bana ihtar edilmiş; bir hiss-i kable'l-vukû' ile musırrâne ve tekrar ile ben de haber veriyordum, o hak ve hakikatli mes'elenin sûretini değiştiriyordum.

İkincisi: Şeâir-i İslâmiyeye ve siyaset-i İslâmiyeye darbe vuranlar oniki, onüç, ondört, onaltı sene zarfında büyük darbeler yiyecekler diye bana ihtar edildi. Evvelki mes'elenin aksine olarak, geniş dâirede vukû' bulan o hâdisâtı ve büyük cemâatlere gelen o tokatları, küçük bir dâirede şahıslara gelecek tokatlar sûretinde mânâ vermiştim ki, tam aynen iki dâirede, hem küçük, hem büyük oniki sene sonra en müdhişi dünyayı terkettiği gibi; büyük dâirede de onun gibi dehşetli cemâatler; oniki, onüç, ondört, onaltı tarihlerinde aynı tokatları yediler ve yiyecekler diye ihtar edildi.

Ben, te'vilim ile bu büyük dâireyi yalnız küçükte tatbik ettiğim gibi; evvelki nur mes'elesinde de bil'akis küçük dâireyi ve sırf îmânî hâdise-i Nuriyeyi pek geniş dâire-i siyâsiyede te'vilimle mânâ vermiştim. Onun için, sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ yi herkes birden anlamaz. Hem şahsî isimleri böyle mesâil-i ilmiyeye girmemek lâzım olduğundan, o risale hattâ onüç seneden beri elime geçmediğinde isabet var; kardeşlerim dahi onu merak etmesinler. Biri eğer çok merak etse, o sırr-ı ﴾ اِنَّٓا اَعْطَيْنَا ﴿ nın başında “Şimdiki sâniyen” ile başlayan fıkrayı ve “Lâhika”da geçen aynı mes'eleye dair fıkrayı okumak lâzımdır, yoksa hiç bakmasın.

O ikinci Harb-i Umumî ve o dehşetli şahsın dünyadan gitmesiyle ve şimdi de onun mesleği geri çekilmesi ve bir kısmı o mesleğin aksine din lehinde resmen çalışması ve ehl-i îmânın istibdâd-ı mutlakadan bir derece kurtulması ve az bir te'vil ile o risaleciğin verdikleri haber aynı tarihlerde vukû' bulması, o sûrenin bir lem'a-i i'câzıdır. Fakat heyecanlı te'villerim perde çekmişti, hakikat gizlenmiş. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.