etmek cihetiyle, nefs-i emmâre bu hâlet-i fıtriyeden istifade etmemek için Risale-i Nur şâkirdleri ezvâk-ı rûhâniyeyi ve keşfiyât-ı maneviyeyi dünyada aramıyorlar.
Risale-i Nur şâkirdlerine bu noktada benzeyen eskiden bir zât, haremiyle beraber büyük bir makamda bulundukları hâlde, maîşet müzâyakası yüzünden haremi, demiş zevcine: “İhtiyacımız şedîddir.”
Birden, altundan bir kerpiç yanlarında hazır oldu. Haremine dedi: “İşte Cennetteki bizim kasrımızın bir kerpicidir.”
Birden o mübârek hanım demiş ki: “Gerçi çok muhtacız ve âhirette de çok böyle kerpiçlerimiz var; fakat fânî bir sûrette bu zâyi' olmasın, o kasrımızdan bir kerpiç noksan olmasın. Duâ et, yerine gitsin; bize lâzım değil.” Birden yerine gitti. Keşf ile gördüler diye rivâyet edilmiş.
İşte bu iki kahraman ehl-i hakikat, Risale-i Nur şâkirdlerinin dünyaya ait ezvâk-ı kerâmetlere koşmadıklarına bir hüsn-ü misâldir.
İkinci mes'ele: Tevâfuk eğer müteaddid tarzda ve ayrı ayrı cihette birbirini takviye edecek sûrette olsa, kat'iyyet ve sarâhat derecesinde kanâat verebilir.
İşte hapisten sonra yazılan bir kısım mektûblarımız hem makbûl, hem çok ehemmiyetli, hem bu zamanda halk onlara çok muhtaç olduğuna bir emâre olarak, yazdığımız zaman –hilâf-ı âdet bir tarzda– serçe kuşunun ve kuddûs kuşunun ve güvercinlerin garîb bir tarzda odama gelmeleri ve birbirine tevâfuk etmesi ve Milas’ta ehemmiyetli bir kardeşimiz Halîl İbrahim’in, kuddûs kuşu bahsi bulunan mektûbu aldıkları zaman, aynen, hilâf-ı âdet, kilitli bir odasını açarken, kuddûs kuşu oda içerisinde uçmağa çalışması, hem içinde bulunan mektûbu, hem bizim kuşlarımıza tevâfuku; ve Medrese-i Nuriyedeki şâkirdlerin o mektûblarımızı okumak zamanında iki çekirge mektûbun başına gelip dinlemeleri, sâbık kuşlarda tevâfukâtına, bu küçük kuşlar dahi hem tasdik, hem tevâfuk ettikleri gibi; İnebolu’daki sâdık kardeşlerimizin imzalarıyla; yine mektûbumuzu gecede okudukları zaman, gayet heyecanlı bir tarzda bir gece kuşu onları korkutup, pencereye el atıp iki kanadı ile pencereyi döğerek lisân-ı hâl ile ben de o mektûbla alâkadarım; bizi alâkasız zannetmeyiniz diye yine sâbık aynı mes'eleye ve sâbık kuşların alâkadarlıklarına, büyük kuş da tam tevâfuk ve tasdik ediyor.
Aynı mes'eleye bu kadar tevâfukât (Hâşiye) [^7] hem mektûblardaki mücmelen bahsedilen hakikatlerin çok ehemmiyetli olmasından ve nev'-i beşerin
[^7]:(Hâşiye) Bu mektûbu üstadımızdan yeni almıştık. Ben, yani Husrev, okuyordum; arkadaşım Tahiri yazıyordu. Gül kahraman kuşu odamızın penceresine konup Husrevin başını görmekle bırakıp gitti. Husrev, Tahiri
