Nur altına girmiş bulunan türlü cemâat,
Hem buldu bekà, hem de bütün gördü adâlet.
Ecdâd-ı izâmın o büyük rûhları küskün,
Zîra ne küfürler okunur onlara her gün...
Yağmıştı o gün ah ne kederler, ne elemler,
Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler.
Binlerce yetîmin yıkılan kalbini sen yap,
Affet yeter artık, o Habîb aşkına yâ Rab!..
Derken yeter artık, bizi affet güzel Allah!
Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh.
Buz parçası hâlinde bulut, bir yere düşmüş,
Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş...
Derhâl açılıp gökyüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur
Hallâk-ı Rahîm eyledi mahlûkunu mesrûr.
Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz,
Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz.
Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden,
Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden.
Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar,
Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar.
Her kalbe sürûr, her göze nur doldu bugünden,
Bir müjde verir sanki o bir şânlı düğünden.
Arzeyleyelim ol yüce Allah’a şükürler,
Kalkar bu kahr ü cehl ve dalâl, şirk ve küfürler.
Ol nur-u hüdâ saldı ziyâ, kalbe safâ hem,
Gösterdi bekà, göçtü fenâ, buldu vefâ hem.
Çıkmıştı şakì, geldi nakî gördü adâvet,
Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet.
Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan nur-u Risalet
Ol nur-u Risalet verecek emn ü adâlet.
