Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes
Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes!
İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş’ten,
Feyz almak için doğmuş olan şânlı güneşten.
Ol kevser-i Ahmed’den içip herbiri tas tas,
Olmuştu o gün sanki mücellâ birer elmas.
Ol başlara tâc, derde ilâç, mürşid-i âlem,
Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem...
Bunlardı o a'dâyı boğan bir alay arslan,
Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban.
Bunlardan o gün ehl-i nifâk cümle kaçardı,
Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı.
Bunlardı o Peygamberin ashâbı ve àlî,
Dünyada ve ukbâda da hem şânları àlî.
Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'ân,
Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan!
Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı,
Merkebleri yeller gibi Düldüldü, Burâktı.
Bir cezbe-i “Yâ Hayy!” ile seller gibi aktı,
A'dâya varıp herbiri şimşek gibi çaktı.
Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar,
Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar.
Bunlardı mübârek yüce cem'iyet-i şûrâ,
Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübrâ.
Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisrâ,
Bunlarla ziyâdâr o karanlık koca sahrâ.
Bunlardı veren; hasta, alîl gözlere bir fer,
Bunlardı o tarihe geçen şânlı gazanfer.
Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habîbin,
Her ân görünür gözlere ondan nice yüzbin.
