Müellifi Said Nursî Hazretleri 1947 sonlarına kadar, yani üçüncü büyük hapis olan Afyon hapsine kadar Emirdağı’nda ikamet ettiği müddetçe Isparta, Kastamonu, İstanbul, Ankara ve Üniversite talebeleri ile Anadolu’da Nurların neşre başlandığı yerlerdeki talebelerine hizmete müteallik bazı mektûb ve suâllerine cevaben yazdığı mektûblardır.
İkinci kısım ise:
1948-1949 Afyon Cezaevinde yirmi ay mevkufen kalıp tahliyeden sonra tekrar Emirdağı’na avdet edip orada bir müddet kaldıktan sonra 1951 yılında Eskişehir’de iki ay ikameti müteâkib, oradan da Gençlik Rehberi mahkemesi münâsebetiyle iki defa İstanbul’a gelip üçer ay İstanbul’da kaldığı 1952-1953 tarihlerinde ve daha sonra yine Emirdağı’nda iken talebelerine yazdığı mektûblar ve mahkemelere ve da'vâlara temâs eden mes'elelere dair müteaddid bahislerdir.
1953’ten sonra ikamet eylediği Isparta’da da ara sıra yazdığı mektûblar da vardır. Eskişehir, Denizli ve Afyon Cezaevlerinde iken hapisteki talebelerine yazdığı pek kıymetdâr hapishâne mektûbları ise, yine Müellif-i Muhterem Hazret-i Üstad’ın neşrini tensibiyle “ Şuâlar ” Mecmuasında aynen neşredilmiştir. Bu lâhikalarda geçen talebelerin mektûbları, Nurlardan aldıkları feyz-i îmân, ihlâs ve sadâkatlerini, şehâmet-i îmâniyelerini ifâde ile üstadlarına arz etmek ve teşekkürâtlarını bildirmekle bu zamanda zuhûr eden bu ders-i Kur'âniyenin muhâtabları olduklarını izhâr ediyor. Ve Risale-i Nurun hakkâniyetine ve Hazret-i Üstad’ın da'vâsına birer şâhid hükmünde bulunuyor.
Risale-i Nurun te'lifi ve neşriyle beraber bu lâhika mektûblarının zuhûru, devamı ve neşri, bizzat muhterem müellifi tarafından yapılması ve tensib edilmesi ve müteaddid mektûblarda da bu lâhikaların kıymetini ifâde buyurmaları ve nazara vermeleri, herhalde bu lâhikaların ehemmiyetini tebârüze kâfîdir.
Evet Risale-i Nurun te'lifi, zuhûru ve neşri ile beraber Hizmet-i Nuriyenin ve ders-i Kur'âniyenin ta'liminde ve îfâsında ve meslek-i Nuriyenin taallümünde ve uzun bir zamandaki hizmetin devamında vâki olacak binler ahvâl ve hücuma ma'rûz talebelerin cereyanlar karşısında sebat, metânet ve ihlâsla hareketlerinde onlara yol gösterecek, Hizmet-i Kur'âniyenin inkişafında sühûlete medâr olacak îkaz ve ihtarlara elbette ihtiyaç zarûrîdir, kat'îdir, bedîhîdir.
İşte Hazret-i Üstad’ın bu gibi şübhe götürmez hakikatlere ve mes'elelere isabetle parmak basıp dikkati çekmesi, talebelerini îkazda bulunması, elbette bu hizmet-i kudsiyenin ehemmiyeti iktizasındandır.
