İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 260 / 267
260

kimin yazısı bilinmeyen dokunaklı bir kitab Balıkesir’de bulunmasıyla, acaba hangi kanunla medâr-ı mes'ûliyet olur ki, o bîçâre ve hasta çok ihtiyar garîb ve münzevî adamın odasına bir cinayet işlemiş gibi kilidini kırıp taharrî memurlarını sokmak, hem evrâdından ve levhalarından başka bahâne bulamamak, acaba dünyada hiçbir kanun, hiçbir siyaset bu taarruza müsâade eder mi?

Yedincisi: Bu sırada dâhilde, o kadar dâhilî-haricî heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifade etmek, yani mahdûd birkaç arkadaşına bedel ve çok diplomatları kendisine tarafdâr kazanmak için, zemin hazır iken, sırf siyasete karışmamak ve ihlâsına zarar vermemek ve hükûmetin nazarını kendine celbetmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki, “Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, âsâyişe dokunmayınız” dediği ve bu iki cereyan bu çekinmesinden ona zarar verdikleri, eskisi evhâmından, yenisi bize yardım etmiyor diye, ona çok sıkıntı verdikleri hâlde, ehl-i dünyanın dünyalarına hiç karışmayıp kendi âhiretiyle meşgul olan ve memleketinde ve Nurs karyesinde öz kardeşine yirmiiki sene zarfında bir tek mektûb yazmayan ve o vilâyetlerdeki dostlarına yirmi senede on mektûb yazmayan bir bîçâreye onun âhiret meşguliyetine bu kadar ilişmek hangi kanun müsâade eder? Bu vatana ve millete, ahlâka çok zararlı olan dinsizlerin kitaplarının intişarına ve komünistlerin neşriyatlarına serbestiyet kanunu ile ilişilmediği hâlde, üç mahkeme medâr-ı mes'ûliyet olacak, içinde hiçbir maddeyi bulmayan, millet ve vatanın hayat-ı ictimâiyesini ve ahlâkını ve âsâyişini te'mine yirmi seneden beri çalışan ve milletin hakîki nokta-i istinâdı olan Âlem-i İslâmın uhuvvetini ve bu millete de dostluğunu iâde ve takviyesine te'sirli bir sûrette çabalayan ve Diyânet Riyâsetinin ulemâsı tenkid niyetiyle, dâhiliye vekilinin emriyle, üç ay tedkikten sonra tenkid etmeyerek tam kıymetini takdir edip, “Kıymetdâr eser” diye diyânet kütübhânesine konulan Zülfikàr ve Asâ-yı Mûsa gibi, nur eczâlarını evrak-ı muzırra gibi toplayıp mahkeme eline vermeye acaba hiçbir kanun, hiçbir vicdân, hiçbir insaf, buna müsâade eder mi?

Sekizincisi: Yirmi sene sıkıntılı ve sebebsiz bir nefiyden sonra, tam serbestiyet verildiği hâlde, binler akraba ve ahbabı bulunan doğduğu memleketine gitmeyerek gurbeti, kimsesizliği tercih ederek, tâ ki dünyaya ve hayat-ı ictimâiyeye ve siyasete temâs etmesin ve çok sevâblı olan câmideki cemâatin hayrını bırakıp, odasında yalnız namazını kılıp oturmasını tercih eden, yani halkın hürmetinden çekinmek olan bir hâlet-i rûhiyeyi taşıyan ve yirmi sene hayatının şehâdetiyle yüzbinler Türk, kıymetdâr zâtların tasdikiyle, bir dindar müttakì Türk’ü, lâkayd çok Kürdlere tercih eden hattâ mahkemede Hâfız Ali gibi kuvvetli îmânı bulunan Türk kardeşlerini yüz

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.