İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 259 / 267
259

Beşincisi: Şöyle ki, ben Risale-i Nur mesleğinin esâsı ve otuz seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibariyle bir masûma zarar gelmemek için, bana zulmeden cânîlere değil ilişmek, hattâ bedduâ edemiyorum. Hattâ en şiddetli garazla bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zâlimlere hiddet ettiğim hâlde, değil maddî, belki bedduâ ile de, mukàbeleden beni o şefkat men'ediyor. Çünkü o zâlim gaddârın, ya peder ve vâlidesi gibi, ihtiyar bîçârelere veya evlâdı gibi masûmlara maddî ve manevî darbe gelmemek için, o dört masûmların hâtırına binâen, o zâlim gaddâra ilişmiyorum, bazen helâl ediyorum.

İşte bu sırr-ı şefkat içindir ki, idare ve âsâyişe kat'iyyen ilişmediğimiz gibi, bütün arkadaşlarımıza da o derece tavsiye etmişim ki: Üç vilâyetin insaflı zâbıtalarının bir kısmı itiraf etmişler ki: “Bu nur şâkirdleri manevî bir zâbıtadır, idare ve âsâyişi muhâfaza ediyorlar” dedikleri ve bu hakikate binler şâhid ve yirmi sene hayatıyla tasdik ve binler şâkirdlerin de zâbıtaca hiçbir vukûât kaydetmemesi ile tasdik ve te'yid ettikleri hâlde, o bîçâre adamın ihtilâlci ve insafsız bir komiteci gibi menzilini basmak ve insafsız adamlar ona ihanet etmek ve menzilinde bir şey bulamamakla beraber, yüz cinayeti bulunan bir adam gibi hattâ Kur'ânı ve başındaki levhalarını, evrak-ı muzırra gibi toplamak acaba dünyada hangi kanun buna müsâade eder.

Altıncısı: Bundan otuz sene evvel, Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle, dünyada muvakkat şân ü şeref ve enâniyetli hodfürûşluk ve şöhret-perestlik ne kadar zararlı ve ne kadar fâidesiz ve mânâsız olduğunu hadsiz şükür olsun ki, Kur'ânın feyziyle anlamış bir adam, o zamandan beri bütün kuvvetiyle nefs-i emmâresiyle mücâdele edip, mahviyet etmek ve benliği bırakmak ve tasannu' ve riyâkârlık yapmamak için, elinden geldiği kadar çalıştığına ona hizmet veya arkadaşlık edenler kat'î bildikleri hâlde ve yirmi seneden beri herkes kendi hakkında hoşlandığı ziyâde hüsn-ü zan ve teveccüh-ü nâs ve şahsını medh ü senâdan ve kendini manevî makam sâhibi olduğunu bilmekten, herkese muhâlif olarak bütün kuvvetiyle kaçtığını, hem hàs kardeşlerinin, onun hakkındaki hüsn-ü zanlarını reddedip, o hàs kardeşlerinin hatırlarını kırması ve yazdığı cevabî mektûblarında onların kendi hakkında medihlerini ve ziyâde hüsn-ü zanlarını kırması ve kendini faziletten mahrum gösterip, bütün fazileti Kur'ânın tefsiri olan Risale-i Nura ve dolayısıyla Nur şâkirdlerinin şahs-ı manevîsine verip, kendini âdi bir hizmetkâr bilmesi, kat'î isbât ediyor ki, şahsını beğendirmeğe çalışmadığı ve istemediği ve reddettiği hâlde, onun rızâsı olmadan bazı dostları uzak bir yerden, onun hakkında ziyâde hüsn-ü zan edip medhetmek gibi, bir makam vermesi ve Kütahya havâlisinde tanımadığı bir vâizin bazı sözleriyle ve Kütahya’ya kendim hiçbir mektûb göndermediğim hâlde ve benim imzamı taklid ile ve medâr-ı mes'ûliyet tevehhüm edilen bir mektûb ile ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.