Kalbime geliyordu ki, bu talebeler, âlimler, ilimde, dinde büyük bir fütûhât yapmışlar gibi vaziyet alıyorlardı. Bir talebenin bir parça ziyâde zekâveti olsa idi, büyük bir ehemmiyet verilirdi. Münâzarada, bir mes'elede birisi galebe çalsa büyük bir iftihar alırdı. Ben de hayret ediyordum; o hissiyat bende de vardı. Hattâ tarîkat şeyhleri ve dâirelerinde medâr-ı hayret bir müsâbaka; hem nahiye, hem kaza, hem vilâyetimizde vardı. O hâletleri başka memleketlerde o derece göremedim.
Şimdi bir ihtar ile kat'î kanâatim geldi: O talebe arkadaşlarım, o üstadlar hükmünde hocalarım, o mürşidlerim, evliyâ ve şeyhlerim; bir hiss-i kable'l-vukû' ile rûhu hissedip akıl bilmeyerek –ki en lüzumlu bir zamanda– o talebeler içinde ve o hocaların şâkirdleri içinde ve o mürşidlerin mürîdleri içinde parlak bir nur çıkacak, ehl-i îmânın imdâdına gelecek diye o istikbâldeki ni'met-i İlâhiyeye gayet ağır ve acîb şerâit içinde ve hadsiz muârızların karşısında ve bin seneden beri kuvvet bulan dalâletin mukâbilinde ve gayet vehham ve garazkâr düşmanlarımızın desîselerinin ihâtasında ve iki dehşetli mahkemenin uzun tedkîkàtında Risale-i Nurun bu fevkalâde galebesi ve hàrikulâde perde altında tenviratı ve düşmanlarını mecbur edip serbestiyetini kazanması gösteriyor ki, o mevkiine lâyıktır ki, kable'l-vukû' İmâm-ı Ali Radıyallahu Anhu ve Gavs-ı A'zam (Kuddise Sırruhu) ondan haber verdikleri gibi, bunlar; köy ve nahiye ve vilâyetim, benimle beraber şuûrsuz olarak geleceğini hissedip mesrûr olmuşlar. (Hâşiye) [^4]
[^4]: (Hâşiye) Evet, Risale-i Nurun tercümânı hem fakir, hem âdi iken; şânsız ve âmî bir hâneden olduğu hâlde, Tarihçe-i Hayat'ında yazıldığı gibi; fevkalâde istiğnâ, ve hediye ve sadakaları kabûl etmemek ve emsâlsiz bir izzet-i ilmiye nâmıyla kimseye baş eğmemek ve tenezzül etmemek ve haddinden bin derece ziyâde işlere girişmek gibi hâller, bu mezkûr sırdan ileri gelmiştir
Sizi eski talebelerim ve eski arkadaşlarım ve kardeşim ve biraderzâdem Abdülmecîd ve Abdurrahmanlar bildiğimden bu mahrem sırrı size açtım.
Evet, ben, yirmidört saat evvel hassâsiyetimle ve a'sâbımın rutûbetten te'siriyle rahmet ve yağmurun gelmesini hissettiğim gibi aynen öyle de; ben ve köyüm ve nahiyem, kırkdört sene evvel Risale-i Nurdaki rahmet yağmurunu bir hiss-i kable'l-vukû' ile hissetmişiz demektir.
Umum kardeşlerimize ve hemşirelerimize selâm ve duâ ederiz ve duâlarını ricâ ederiz. ∗∗∗
