İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 46 / 267
46

veyâhut bid'a tarafdârları bazı muârızlar, Risale-i Nurun hiç zedelenmez bazı hakikatlerine karşı gelmek için, benim çok kusurlu ve –itiraf ediyorum– çok hatâlı şahsımın noksanlarını ve hatâlarını işâa etmek ve beni onlar ile çürütmekle Risale-i Nura ilişmek ve darbe vurmak istediklerinin bu yirmi senedir yirmi ehemmiyetli hâdisesi var. Hattâ iki defa hapsimize de bir nev'i vesilesi olduğundan, dostlarıma ve Risale-i Nurun şâkirdlerine ilân ediyorum ki:

Ben, Cenâb-ı Hakk’a şükrediyorum ki; nefsimi kendime beğendirmemiş ve kusurlarımı kendime bildirmiş. Değil kendimi satmak, hodfürûşluk etmek, belki kemâl-i mahcûbiyetle Risale-i Nurun mübârek şâkirdleri içinde onların samîmiyet ve ihlâsı ile kendimi affettirmek ve onların manevî şefâatiyle günahlarıma bir keffâret aramaktır.

Bana i'tirâz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zâhirî bazı hatâlarımı bahâne edip ve yanlış olarak Risale-i Nuru benim malım zannedip Risale-i Nurun nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: “Said Cuma cemâatine gelmiyor, sakal bırakmıyor” gibi tenkidleri var.

Elcevab: Ben, çok kusurları kabûl ile beraber derim: Bu iki mes'elede büyük mazeretlerim var.

Evvelâ: Ben Şâfiîyim. Şâfiî Mezhebinde Cuma’nın bir şartı; kırk adam imâm arkasında Fâtiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana cuma farz değil. Ben, mezheb-i A'zamîyi takliden, bazen sünnet olarak kılıyordum.

Sâniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men'ettikleri için –hem bu âhirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temâs ettirmemek için tenbihât olmuş– hem yirmibeş senedir ben münzevî yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktidâ edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fâtihanın yarısını okumadan, imâm rükûa gidiyor. Bizde Fâtiha okumak farzdır.

Sakal mes'elesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsûs değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmî hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inâyet-i İlâhiye olduğunu isbât etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nura büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.

Bazı âlimler “Sakalı tıraş etmek câiz değildir” demişler. Muradları sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terketmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebîreden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukâbil,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.