İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 42 / 267
42

Düsturun mânâsı: “Zarara kendi râzı olanın lehinde bakılmaz. Ona şefkat edip acınmaz.”

Mâdem bu âyet ve bu düstur; bizi, zarara bilerek râzı olanlara acımaktan men'ediyor; biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye hasretmeliyiz. Onun haricindekileri mâlâyanî bilip, vaktimizi zâyi' etmemeliyiz. Çünkü elimizde nur var; topuz yoktur. Biz tecâvüz edemeyiz. Bize tecâvüz edilse, nur gösteririz. Vaziyetimiz bir nev'i nurânî müdafaadır.

Bu tetimmenin yazılmasının sebeblerinden birisi:

Risale-i Nurun bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir diye, Boğazlar hakkında bir boşboğazlığı münâsebetiyle bir-iki şey sordum. Baktım, alâkadarâne ve bilerek cevab verdi. Kalben, yazık dedim. Bu vazife-i nuriyede zararı olacak. Sonra şiddetle îkaz ettim.

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyâkatini selbediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister.

(Beşinci Şuâ’ın yine kısmen verdiği haberler tezâhür ediyor.)

Said Nursî ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.