İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 266 / 267
266

etmiş; hattâ Ankara Dâru'l-Fünûnundaki ve İstanbul Dâru'l-Fünûnundaki kıymetdâr gençlerin Risale-i Nurun esâsâtını, bu vatan milletinin saâdetine bir vesile olduğunu bilmeleri ve pek çok muallimler, hamiyet-i milliye ve vataniye ve haysiyet-i ilmiye cihetiyle Risale-i Nura kemâl-i iştiyak ile alâkadar olmaları, maârif dâiresinin nazar-ı dikkatini celbetmiş, Nurlara karşı bir derece beğenmemek tarzında bir ilişmek istemişler.

Hattâ burada: “Gençleri elde ediyor, matbu' Gençlik Rehberi ile mekteb talebelerinin nazarlarını dine çeviriyor” diye ihbar edilmiş. Bunun üzerine hem bana, hem ekser Risale-i Nur şâkirdlerine bazı vilâyetlerde ilişilmiş. Hâlbuki ben, medreseden çıktığım için hocalardan istimdâd etmek lâzımken, bütün kuvvetimle maârif dâiresine ve mekteblilere i'timâd edip onlara dayanmak istiyordum. Çünkü Nur dâiresine girenlerin çoğu mekteblilerdir, hocalar azdır; çoğu çekindiği hâlde, mektebliler, kemâl-i takdirle Nurlara sâhib çıktığından, kalbimden derdim: İnşâallâh maârif dâiresi, Nur şâkirdlerini himâye edecek. Ve yardımları beklerken, birden bize bu yeni taarruzun sebebi matbu' Gençlik Rehberi’nin âhirinde “Nur şâkirdleri, hükûmetin müsâadesine binâen, mümkün olduğu kadar Nur dershâneleri açılmak münâsibdir” diye bizim gizli düşmanlarımız maârif dâiresini aleyhimize çevirmeğe çalışması bir vesile oldu.

Şimdiye kadar o düşmanlarımız, desîselerle kaç defa adliye cihetiyle bizi perîşan etmek istediler, muvaffak olamadılar, bir şey de çıkaramadılar. Sonra müteassıb ve enâniyetli ve resmî makamlardaki hocaları aleyhimize sevketmeğe çalıştılar, onda da bir şeye muvaffak olamadılar. Şimdi en ziyâde bana yardıma güvendiğimiz maârif idaresini aleyhimize istimâl etmekle, bu hükûmetin bazı memurlarını üç mahkemede kat'î berâet kazandığımız cem'iyetçilik ve tarîkatçılık bahânesiyle geniş bir dâirede bîçâre masûm Nur şâkirdlerine ve beni Risale-i Nurun mütâlaasından mahrum etmeğe çalıştıkları bir zamanda ve benim acınacak dört buçuk saat istintakımın aynı vaktinde maârif dâiresinin sebebsiz yanması ve söndürülmesine hiçbir imkân bulunmaması ve tamamen yanması, tesâdüfe benzemiyor, bir eser-i hiddet görünüyor.

O ifâdemin âhirinde ve aynı zamanda demiştim ki: “Beni bu gurbette, yalnızlıkta kitaplarımın mütâlaasından mahrum etmeyiniz. Yoksa hem bana, hem bu vatana yazık olur. (Hâşiye) [^28] Belki zemin, yine zelzele ile hiddet eder” dediğimden üç dakika sonra üç sâniye devam eden zelzele ve o fıkrayı mahkemede tekrar ettiğim aynı zamanda –ya gece veya gündüzde– zemin ateşle maârif dâiresine saldırması ve mahkemece dört defa isbât

[^28]:(Hâşiye) İşte yazık oldu.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.