İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 238 / 267
238

tab'etmek için iznim yoktu. Şimdi zamanı değil; hem arabîye çevirmek, Mısır ulemâsının iştirâkiyle ehemmiyetli ve yüksek bir hey'et-i ilmiye lâzım. Her ne ise, acele edilmiş.

Sâlisen: Harice göndermek için İstanbul’a gönderdiğimiz bir kısım nüshalar daha gönderilmemesinin sebebi, hacca gitmek için pek çoklar rağbet göstermediklerinden ve “Hududa fazla dikkat ediliyor ve bir bahâne ile çevriliyor” diye elinde olan emânet bulunan, hacca gidecek olan zât, bize yazmış ki: “Bunu posta ile doğrudan doğruya Mekke-i Mükerreme’de Mehmed Ali Mâliki, Vaziye Mahalle-i Şâmiye adresiyle gönderilsin” diye münâsib görmüş; onu, bahâne ile huduttan çevrilmemek için beraber götürmemiş. Çok da isabet olmuş. Çünkü, benim ve Nur şâkirdlerinin nâmına şimdi bu mecmuaları göndermek, her hâlde inkişafa başlayan İslâm birlik fikri ve İttihâd-ı İslâm siyaseti, Risale-i Nuru kendine bir kuvvet, bir âlet yapmağa çalışacaktı ve bizleri siyaset-i İslâmiyeye bakmağa mecbur edecekti. Hâlbuki Risale-i Nurun mesleğindeki sırr-ı ihlâs; îmân, Kur'ân hakikatlerinden başka hiçbir şeye âlet, tâbi olmadığı...

Hem müşterileri aramak değil, belki müşteriler hakîki ihtiyacını hissedip ve yarasının tedâvisi için Risale-i Nuru aramasının lüzumu... Hâlbuki gönderilecek o mübârek merkezler, şimdilik Nurlara hakîki ihtiyacını değil, belki Âlem-i İslâmın hayat-ı diniyesine ait cihetlerinden düşünmeğe mecbur olması...

Hem Nur mesleğinde benlik ve gösteriş bir nev'i şöhret-perestlik, merdud olduğundan, bu enâniyet zamanında insanlara kendini satmağa çalışmak ve beğendirmek, bir ânda Nur şâkirdleri böyle büyük bir imtiyaz gibi bu eserlerle meşhûr mevkilere kendilerini göstermek bir nev'i gösteriş olması cihetiyle, Kader-i İlâhî, Nur şâkirdlerini tam ihlâsın muhâfazası için şimdilik müsâade etmiyor.

............

Hâmisen: Kahraman ve sadâkatte hiç sarsılmadan ve kardeşiyle masûm olmalarıyla ve az zamanda pek çok kıymetdâr hizmet eden Süleyman Rüştü’nün dünyada, âhirette Cenâb-ı Hak onu manevî ve maddî ticâretinde dâima onu ihsânına mazhar eylesin, âmîn!

Sâdisen: “Hüve Nüktesi” pek ince, gerçi çok mücmel ve muhtasar olmuş, fakat herkes ondan pek kuvvetli bir nur-u îmânî hissedebilir diye size gönderildi. Fakat o nüktenin âhirlerinde “Her zerre, cezbedârâne hâl diliyle ﴾ لااِلٰهَاِلَّاهُوَ ﴿ ، قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ deyip gezer” cümlesine, “hâl diliyle ve mezkûr hakikatin şehâdeti ve lisânıyla” kelimeleri ilâve edilecek. Bu Hüve Nüktesi ile Yirmidokuzuncu Mektûb’un Beşinci Kısmı olan ﴾ اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ ﴿ âyeti münâsebetiyle bir seyahat-ı hayâliye

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.