İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 232 / 267
232

Nurların muârızları, her cihetle mağlûb olduktan sonra, zâhiren bize hoş görünmeyen ve hakikaten Nurlara daha menfaatli bir plân takib ediyorlar. Güyâ Nurcuların tesânüdünü kırıp bilinmeyecek bir tarzda bazı mühim erkânlarını başka yerlere gitmelerine sebebiyet veriyorlar. Hâlbuki onların gitmesiyle tesânüd kırılmadığı gibi, gideceği yerlerde lüzumları var. Ezcümle; Muharrem’i Tavas’a; Mustafa Osman’ı Karabük’e; Re'fet’i İstanbul’a gibi... Bazı kardeşlerimizi dağıtmağa sebebiyet veriyorlar. Bu kardeşlerimiz de, onlara hissettirmeyerek, güyâ kendi ihtiyarlarıyla gidiyorlar. Hakikat ise, hiç ihsâs edilmeyecek bir tarzda, tesânüde zarar niyetiyle öyle zemin ihzar ediliyor.

Hem bir plânları da, onların usûlünce hapse müstehak olduğumuz hâlde hapsimize tarafdâr çıkmıyorlar, aman hapse girmesinler diyorlar. Sebebi: Birden Denizli hapsi bir Nur medresesi olmasıyla hem oradan başka hapishânelere gidenler oraları tenvire çalışmaları, gizli düşmanlarımızı bütün bütün şaşırttı, onun için hapisten çıkmamıza onlar da tarafdâr oldular.

Hem adliyeler, Risale-i Nurun hakkâniyetine karşı bir nev'i teslîmiyetle istikbâlde gelecek olan şiddetli i'tirâzdan çekinmek için çekindiler, keyfî kanunların aleyhimizdeki hükümlerini nazara almadılar. Ve muannid bazı dinsizler, Nurun hakikatine karşı mağlûb olup inâdı terkettiler. Gizli düşmanlar da,“Aman hapisten çıksınlar, yoksa hapishâneler Nur medreseleri hükmüne geçecek.” diye üç kısım da müttefikan berâetimize tarafdâr çıktılar.

Bu da inâyet-i İlâhiyenin Risale-i Nura verdiği bir kerâmettir ki; nasıl ki bu asrın en dehşetli üç büyük kumandanlarını korkutup hàrika bir tarzda hem Mart Hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı, hem İstanbul’un eski Harb-i Umumîdeki istilâsındaki Hareket-i Milliye sırasında İstanbul’u istilâ eden dehşetli ecnebî kumandanı korkutup bize taarruz edememesi ve hem Ankara’da, dîvân-ı riyâsetinde en dehşetli reisin hiddetini tarziyeye çevirmesi gibi, üç adliyenin de dokunaklı, şiddetli müdafaâta karşı binler bahâne tutabildikleri hâlde, hak-perestâne ve musâlahakârâne ittifakla berâet kararını vermeleri, elbette Kur'ânın bir mu'cize-i manevîsi olan Risale-i Nurun bir kerâmetidir diye kat'î bu gece bir ihtar hissettim ve kaleme aldım. Fakat gayet müşevveş ve tashih ve ıslah edilmeden size gönderildi. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.