İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 227 / 267
227

bir Nurcuyu sulh mahkemesine vermek... İnşâallâh, neticesinde büyük bir inâyet ve fütûhât olacak, hiç merak etmeyiniz. ﴾ عَسٰى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ﴿ sırrıyla, bu hâdise, zulmedenlere maddî-manevî Cehennemi ve Nurculara dünyevî, uhrevî Cenneti kazandırmağa bir sebebdir, inşâallâh.

Sâlisen: Bu mektûb münâsebetiyle dünkü gün yanıma gelen mühim bir resmî memura böyle söyledim ki: Eski Said’in sergüzeşte-i hayatından hàrika üç vâkıa, şimdi tahakkuk etmiş ki, ileride çıkacak Risale-i Nurun kerâmeti imiş. Şöyle ki:

Otuzbir Mart Hâdisesinde Hareket Ordusunun Başkumandanı Mahmud Şevket Paşa bana karşı fazla hiddetli iken ve Dîvân-ı Harb-i Örfî’de beni muhâkeme ettikleri gün, onbeş adam karşımda darağacında asılı bir vaziyette Dîvân-ı Harb-i Örfî Reisi Hurşid Paşa benden sordu: “Sen şerîatı istedin mi? İşte şerîatı isteyenler böyle asılırlar.”

Ben de: “Şerîatın bir mes'elesine bin rûhum olsa fedâ ederim.” Dediğim hâlde ve beni mahkûm etmeye pek çok esbâb –muhbirlerin iftiralarıyla– varken, benim müstesnâ bir sûrette müttefikan berâetime karar vermeleri..

Hem eski Harb-i Umumînin nihâyetinde İstanbul’da İngilizlerin başkumandanının eline benim İngiliz aleyhine şiddetli yazdığım Hutuvât-ı Sitte ve başpapazına tahkîrkârâne sözlerim eline geçtiği hâlde, beni mahvetmek yüzde yüz ihtimali varken, hiddetini geri alıp ilişmemesi..

Hem Ankara’da dîvân-ı riyâsetinde pek çok meb'ûslar varken Mustafa Kemâl şiddetli bir hiddet ile dîvân-ı riyâsetine girip, bana karşı bağırarak:

“Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyân edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.”

Ben de onun hiddetine karşı dedim:

“Namaz kılmayan hâindir, hâinin hükmü merduttur.” Dehşetli bir pot kırdım. Hazır meb'ûs dostlarım telâş ettikleri ve herhalde beni ezeceklerini tahmin ettikleri sırada, bana karşı bir nev'i tarziye verip o mecliste hiddetini geri alması, âdeta dehşetli bir kuvveti ve hakikati hissedip geri çekilmesi, ikinci gün hususî riyâset odasında: Hücumât-ı Sitte’nin Birinci Desîse içinde bulunan “Meselâ: Ayasofya Câmii ehl-i fazl ve kemâlden ilâ âhir...” cümlesinden başlayan, tâ İkinci Desîse’ye kadar, bir saat tamamen ona söyledim. Bütün hissiyatını ve prensibini rencîde ettiğim hâlde bana ilişmemesi, hattâ taltifime çok çalışması, kat'iyyen bu üç cebbâr fevkalâde kumandanların bu üç acîb hâletleri, âdeta eski Said’den korkmaları,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.