İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 210 / 267
210

Başka eserler gibi müellifin kàbiliyetine bakıp, makbûliyeti ve kuvveti ondan almıyor. İşte meydânda, yirmi senedir kat'î hüccetlerine dayanıp, şahsımın maddî ve manevî düşmanlarını teslîme mecbur ediyor.

Eğer şahsiyetim ona ehemmiyetli bir nokta-i istinâd olsaydı, dinsiz düşmanlarım ve insafsız muârızlarım kusurlu şahsımı çürütmekle, Nurlara büyük darbe vurabilirdiler. Hâlbuki o düşmanlar, divâneliklerinden, yine her nev'i desîselerle beni çürütmeye ve hakkımda teveccüh-ü âmmeyi kırmaya çalıştıkları hâlde, Nurların fütûhâtına ve kıymetine zarar veremiyorlar. Yalnız bazı zaîf ve yeni müştâkları bulandırsa da vazgeçiremiyorlar.

Bu hakikat için, hem bu zamanda enâniyet ziyâde hükmettiği için, haddimden çok ziyâde olan hüsn-ü zanları kendime almıyorum. Ve ben, kardeşlerim gibi, kendi nefsime hüsn-ü zan etmiyorum. Hem kardeşlerimin bu bîçâre kardeşlerine verdiği makam-ı uhrevî, hakîki, dinî makam ise; Mektûbat’ta İkinci Mektûb’un âhirindeki kaideye göre, “Şahsıma verdikleri manevî hediye olan kemâlâtı, eğer hâşâ! Ben kendimi öyle bilsem, olmamasına delildir; kendimi öyle bilmesem, onların o hediyesini kabûl etmemek lâzım geliyor.” Hem kendini makam sâhibi bilmek cihetinde enâniyet müdâhale edebilir...

Bir şey daha kaldı ki; dünya cihetinde hakàik-ı îmâniyenin neşrindeki vazifedâr, makam sâhibi olsa, daha iyi te'sir eder denilebilir. Bunda da iki mâni var.

Birisi: Farazâ velâyet olsa da; bilerek, isteyerek makam yapmak tarzında, velâyetin mâhiyetindeki ihlâs ve mahviyete münâfîdir. Nübüvvetin vereseleri olan Sahâbeler gibi izhâr ve da'vâ edemezler; onlara kıyâs edilmez.

İkinci Mâni: Pek çok cihetlerle çürütülebilir ve fânî ve cüz'î ve muvakkat ve kusurlu bir şahıs sâhib olsa, Nurlara ve hakàik-ı îmâniyenin fütûhâtına zarar gelir. Fakat bir nokta var ki, mûcib-i şükrândır; ehl-i siyasetteki düşmanlarım, mezkûr hakikatleri bilmedikleri için; şerefli, izzetli Eski Said’i düşünüp mütemâdiyen Nurlar bedeline benim şahsıma ihanet ve tenkìs etmekle meşgul oluyorlar. Bazı müteassıb enâniyetli hocaları da şahsımın aleyhine çeviriyorlar; güyâ Nurları söndürmeye çalışıyorlar. Hâlbuki, Nurları daha ziyâde parlattırmaya vesile oluyorlar. Nurlar, âdi şahsımdan değil, Kur'ân güneşinin menba'ından nurları alıyor. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.