dindeki tesellî ve nura muhtaç olduğu gibi; herkesten ziyâde fıtratlarında fedâkârâne şefkat cihetiyle, dinde bulduğu nihâyetsiz şefkat-perverâne bir nur-u tesellî ve iltifat-ı merhamet-i Rahmân ve nokta-i istinâd ve nokta-i istimdâda ihtiyacı var. Tam sebat etmek, fıtratlarının muktezâsıdır. Onun için, bu zamanda o hâcâtı tam yerine getiren Risale-i Nur, herşeyden ziyâde onların rûhlarına hoş geliyor ve kalblerine yapışıyor.
İkincisi: Bugünlerde benim yanıma müteaddid ayrı ayrı zâtlar geldiler. Ben onları âhiret için zannettim. Hâlbuki ya ticâret veya işlerinde bir kesâd ve muvaffakıyetsizlik olduğundan, bize ve Risale-i Nura, muvaffakıyet için ve zarardan kurtulmak niyetiyle müracaat edip, duâ ve istişâre istediklerini anladım.
“Ben, bunlara ne edeyim ve ne diyeyim?” diye tahattur ettim. Birden ihtar edildi: “Ne sen divâne ol ve ne de onları divânelikte bırakıp divânece konuşma. Çünkü yılanlar zehirine karşı tiryâk tedârikiyle ve onları kaçırmasıyla meşgul ve vazifedâr bir tek adam yılanlar içinde duran ve sineklerin ısırmasına ma'rûz olan ve sinekleri kaçırmak için çok yardımcıları bulunan diğer bir adama, yılanların ısırmasını bırakıp ona, sinekler ısırmamasına yardım için koşan divânedir ve onu çağıran dahi divânedir. O sohbet dahi divânece bir konuşmaktır.”
Evet, hadsiz hayat-ı uhreviyeye nisbeten muvakkat ve fânî kısacık hayat-ı dünyeviyenin zararları, sineklerin ısırması gibidir. Hayat-ı ebediyenin zararları, ona nisbeten yılanların ısırmasıdır. ∗∗∗
► (080) ◄
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Çok muhterem Üstadımız Efendimiz!
Bin üçyüz yirmibir tarihinde, Mu'cizât-ı Ahmediye (Aleyhissalâtü Vesselâm)’ı ve Kerâmet-i Gavsiye risalelerini âlem-i menâmda görmüştüm. Bunun hikmetini şimdiye kadar anlayamamıştım. Gördüğüm rüya aynen şöyle idi:
Tarih-i mezkûrda, Cezîretü'l-Arab’ın Necid kıt'asının Bilâd-ı Kasîm’de, bir gece rüyamda; üç güneşin tulû' etmiş olduğunu gördüm. Yanımda tanıyamadığım bir zâta sordum; “Bu üç güneş nasıl olur” dedim.
Yanımdaki zât: “Bu güneşin birisi Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın güneşi; diğeri Gavs-ı Geylânî’nin; üçüncüsü de, diğer bir güneştir.”
