Hizbü'l-Ekber’le beraber geldi. İkinci gün, güyâ onun için gönderilmiş gibi; matbu' Hizbü'l-Ekber-i Nuriyenin bir kısmını aldı, götürdü. ∗∗∗
► (139) ◄
Azîz kardeşlerim!
Bu Hizb-i Nuriye benim şahsıma ait pek büyük bir kerâmet-i maneviyesi var. Şimdi beyân etmek zamanı geldi. Yirmiüç sene evvel, Eski Said, Yeni Said’e inkılâb ettiği zaman, tefekkür mesleğinde gittiği için تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَة sırrını aradım. Her bir-iki senede o sır, ya Arabî, ya Türkçe bir risaleyi netice verip sûret değiştiriyordu. Arabî Katre Risalesinden, tâ Âyetü'l-Kübrâ Risalesine kadar, o hakikat devam edip sûretler değiştirerek, tâ Hizbü'l-Ekber-i Nuriye sûret-i dâimesine girdi. Yirmi seneden beridir ki, ne vakit sıkılsam ve fikir ve kalbe yorgunluk ve usanç gelse bu hizbin bir kısmını mütefekkirâne okumuşsam, o sıkıntıyı ve usanç ve yorgunluğu izâle ediyordu. Hattâ bilâ-istisna, her gece sabaha yakın dört-beş saat meşguliyetten gelen usanç ve yorgunluk, o hizbin altısından birisini okumasıyla hiçbir eseri kalmadığı bin defa tekerrür etmiş.
Mühim bir hakikati bu hakikat münâsebetiyle bu zamanda ehl-i medreseye ve hocalara taalluk eden bir mes'eleyi beyân ediyorum. Şöyle ki:
Eski zamandan beri ekser yerlerde medrese tâifesi, tekyeler tâifesine serfürû etmiş; yani inkıyad gösterip onlara velâyet semereleri için müracaat etmişler. Onların dükkânlarında ezvâk-ı îmâniyeyi ve envâr-ı hakikati aramışlar. Hattâ medresenin büyük bir âlimi, tekyenin küçük bir velî şeyhinin elini öper, tâbi olurdu. O âb-ı hayat çeşmesini tekyede aramışlar. Hâlbuki medrese içinde daha kısa bir yol hakikatin envârına gittiğini ve ulûm-u îmâniyede daha sâfî ve daha hàlis bir âb-ı hayat çeşmesi bulunduğunu ve amel ve ubûdiyet ve tarîkattan daha yüksek ve daha tatlı ve daha kuvvetli bir tarîk-ı velâyet; ilimde, hakàik-ı îmâniyede ve ehl-i sünnetin ilm-i kelâmında bulunmasını, Risale-i Nur, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın mu'cize-i maneviyesiyle açmış, göstermiş; meydândadır.
İşte, Risale-i Nura herkesten ziyâde kemâl-i şevk ile tarafdârâne ve müftehirâne medrese tâifesinden olan ulemâların koşmaları lâzım ve elzem iken, maatteessüf, daha medrese ehlinin ekseri, kendi medresesinden çıkan bu âb-ı hayat çeşmesini ve bu kıymetdâr bâkî hazinesini tanımıyor, aramıyor, muhâfaza edemiyor. Lillâhi'l-Hamd, şimdi tam tamına başladılar. Sözler Mecmuası, hem hocaları, hem muallimleri nurlara çekti.
