İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 183 / 218
183

Hizb-i Nuriye başındaki Türkçe parçasının “tam Arabî bilen” kelimesinden sonra bu yazılsın! Veyâhut: “Âyetü'l-Kübrâ ve Münâcât ve Yirminci Mektûb Risaleleri yanında bulunan ve okuyan.”

Hem dördüncü sahifenin nihâyetinden ikinci satırın başındaki و) لِْلاَوْقَاتِ ) tekaddüm etmiş, (لِْلاَقْوَاتِ) yazılsın, “kût”un cem'idir.

Hem yirmiikinci sahifenin dördüncü satırında (وَفِى صَحِيفَةِ حَسَنَاتِنَا) (وَفِى صَحِيفَةِ) kelimesinden sonra Hâfız Ali ve Tahiri ve Hâfız Mustafa ve Nazîf ilâve edilecek. وَاَمْثَالِهِ kelimesi de, وَاَمْثَالِهِمْ yazılacak. ∗∗∗

► (140) ◄

Azîz, sıddık kardeşlerim!

Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki; Isparta vilâyetini, eskiden beri bir gaye-i hayâlim olan bir Medresetü'z-Zehrâ, bir Câmiü'l-Ezher yapmış. Sizin kalemleriniz, Risale-i Nuru matbaaya muhtaç etmeyeceğini, böyle kısa bir zamanda bu kadar mükemmel tevâfuklu nüshaları teksir etmesi, bugün sabahleyin söylediğim bir da'vâya, öğlene yakın, sizin, bu Cennet bahçelerinin meyveleri gibi tatlı ve güzel hediyenizi Emin getirdi; sabahtaki da'vâyı tam isbât etti. Da'vâ da budur, demiştim:

Risale-i Nurun hizmet ettiği hakàik-ı îmâniye herşeyin fevkınde olduğu gibi, bu zamanda herşeyden ziyâde onlara ihtiyaç var. Fakat, kalbini öldürmüş, nefsi, hevesâtla şımarmış mülhidler, îmândaki hakikatin derece-i ihtiyacını inkâr ettiklerinden; “ehl-i diyânet ve ehl-i ilmi sevkeden, tahrîk eden makàsıd-ı dünyeviye ve ihtiyacâtıdır” diye, ittiham ediyorlar. O ittihama göre de pek insafsızcasına onlara ilişiyorlar. Bu bedbaht mülhidleri kat'î bir sûrette iskât etmek, bilfiil – maddeten – öyle fedâkârlar lâzım ki, dünyanın en mühim meşgaleleri belki büyük zararları, onların hakàik-ı îmâniye ihtiyaçlarını susturmuyor. “Acaba öyleleri var mı?” diye hâtırlarına geldi. Evet vardır: İşte Isparta Vilâyeti ve havâlisi... İşte, Sandıklı tarafından üç-dört ay zarfında Risale-i Nuru herşeye tercih eden efeleri ve mücâhidleri diye da'vâ etmiştim. İki saat sonra, hiç me'mûl etmediğimiz bir tarzda, Rahmetullâh nâmını alan Emin, iki sandıkla o da'vâya iki hüccet gösterdi.

Kardeşimiz Kâtib Osman’ın mektûbu, ayrı ayrı çok meraklarıma bir merhem oldu. Cenâb-ı Hak, onun gibi Risale-i Nura binler şâkirdleri o medrese-i nurânîde yetiştirsin, âmîn.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.