Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hakkâniyetini isbât eden bütün mu'cizeleri, hüccetleri ikinci derecede haşr-i cismânîyi ve Cennet ve Cehennemin lezâiz ve âlâm-ı cismânîsini hàrika belâğatıyla tasvir ve izâh ediyor. Ve o izâhtan sonra, daha izâha ihtiyaç kalır mı? Hem, Cenâb-ı Hakk’ın vücûb-u vücûdunu ve rahîmiyet ve hakîmiyetini ve ilim ve kudretini ve âdiliyet ve hafîziyetini ve sıfât-ı kudsiyesini isbât eden bütün bürhânlar, hüccetler, bir cihette haşri isbât ettiği gibi; Rubûbiyetin muktezâsı olan irsâl-i rusül ve inzâl-i kütüb cihetiyle, hem Risalet-i Muhammediyeyi (A.S.M.) istilzam; hem Kur'ân, onun konuşması ve kelâmı olmadığını ve Kelâmullâh olduğunu isbât etmekle, haşr-i cismânîyi tafsilâtıyla bu iki noktadan yine isbât ediyor.
Elhâsıl: Risale-i Nurda îmân-ı billâh ve îmân-ı bilyevmi'l-âhire olan iki kutb-u îmânî, tam birbirine müsâvî gelecek bir derecede isbât edilmiş. Yalnız bu kadar var ki, haşr-i cismânî kısmen sarîhan ve kısmen zımnî ve tebeî isbât edilmiş. Çünkü bu âlem-i şehâdet; Sâni'ini, gayet sarîh ve zâhir gösteriyor ve haşri, zımnî ve perdeli haber verir. İnşâallâh bir zaman, Risale-i Nurun şâkirdlerinden birisi veya birkaç tanesi, o dokuz makamı ve berâhini te'lif edecek ve mukaddime-i haşriyenin başındaki âyât-ı a'zamın dokuz fıkrasının hazinelerini, Risale-i Nurda münteşir haşr-i cismânî berâhiniyle ve kalblerine gelen sünûhât ve ilhâmât ile açıp; Dokuzuncu Şuâ’yı Onuncu Söz’den daha parlak, daha kuvvetli bir tarzda tekmîl edecek.
Bütün kardeşlerimize birer birer selâm ve bayramlarınızı tebrik ediyoruz.
Said Nursî ∗∗∗
► (127) ◄
Azîz sıddık kardeşlerim!
﴾ عَسَى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ﴿ sırrıyla çok tecrübelerin neticesinde, çok defa zâhirî muvaffakıyetsizlik, hakkımızda birer inâyet perdesi olduğuna bir emâresi, belki bir delili de; bu sene biz, her tarafta bir nev'i taarruz, o taarruzdan bir nev'i cüz'î tevakkuf, hem matbaaların kapıları şimdilik Risale-i Nura, –hattâ yeni hurûfla dahi– kapanması hayırdır. Birkaç cihette inâyettir ve himâyettir.
Evvelâ: Bu sene –perde altında– insanlar, eşedd-i zulüm ile rızık hakkında bir dehşetli ameliyât ve kader-i İlâhî, hakîmâne bir adâletle, çoktan beri terâküm eden zekâtları ve cizyeleri almak ve hadden çok ziyâde tecâvüz eden hırsı ve ihtikârı tokatlamak için, umumî bir ameliyât-ı cerrâhiye
