Lem'ada yerini gösterdik. Benim hususî tefekkürâtım o nev'iden olduğu cihetle bana ihtar edildi, ben de yazdım.
Sâniyen: Birkaç gün evvel, size gönderdiğim son mektûbdaki hayat-ı dünyeviyenin hayat-ı diniyeye galebe etmesine dair ikinci mes'elesi münâsebetiyle gayet ince ve kaleme alınmaz bir mânâ kalbe zâhir oldu. Yalnız gayet kısa o mânâya bir işâret edeceğim. Şöyle ki: Bu acîb asrın hayat-perest ehl-i dalâleti aldatan, sarhoş eden, fânîlerden sûrî aldıkları zevki, gayet acı ve elîm olduğunu ve ehl-i îmânın ve hidayetin aynı yerde ve o fâniyâtta bâkiyâne ve ulvî bir zevk bulunduğunu gördüm ve hissettim; fakat ifâde edemiyorum.
Risale-i Nurun müteaddid yerinde nasıl isbât etmiş ki, ehl-i dalâlet için, zaman-ı hâzırdan mâadâ herşey ma'dûm ve firâkların elemleriyle doludur. Ehl-i hidayet için, mâzi, müstakbel müştemilâtıyla mevcûddur, nurludur. Aynen öyle de, fâniyâtta, yani geçmiş muvakkat vaziyetler, ehl-i dünya için, fenâ-yı mutlak karanlıklarında ma'dûmdur; ehl-i hidayet için mevcûddur diye gördüm. Çünkü, eski zamanda çok alâkadar olduğum zevkli veya kıymetli ve şerefli muvakkat vaziyetleri mütehassirâne hatırladım, müştâkàne arzuladım.
Neden bu mübârek vaziyetler mâzide kalıp fânî olsun düşünürken, îmân-ı billâh nuru, ihtar etti ki, o vaziyetler gerçi sûreten fânîdirler, birkaç cihette mevcûddurlar. Çünkü, Cenâb-ı Hakk’ın bâkî isimlerinin cilveleri olan o vaziyetler, dâire-i ilimde ve elvâh-ı mahfûzada ve elvâh-ı misâliyede bâkî oldukları gibi; nur-u îmânın verdiği bâkiyâne münâsebet noktasında fevkazzaman bir vaziyette mevcûddurlar. Sen, o vaziyetleri çok cihetle ve çok manevî sinemalarla görebilir ve girebilirsin diye anladım ve dedim: “Mâdem Allah var herşey var.” cümlesi, bu büyük hakikati de ifâde eder. “Kimin için Allah varsa, yani Allah’ı bilse, herşey mevcûddur; kim Allah’ını bilmezse, ona herşey ma'dûmdur.” diye delâlet eder. Demek: “Elemli, karanlıklı, tahassürlü bir dirhem zevki, aynı yerde yüz derece ziyâde dâimî elemsiz bir zevke, sefâhetle tercih edenler, aksi maksûdlarıyla aynı zevkte elîm elemleri alır.” ∗∗∗
► (067) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ ثَوَابَاتِ قِرَائَةِ حُرُوفَاتِ الْقُرْاَنِ الَّتِى قَرَاْتُمُوهَا بِنِيَّتِنَا فِى رَمَضَانَ
Azîz, sıddık, mübârek kardeşlerim!
Hâfız Ali’nin bu defaki mektûbunda çok mübârek duâları beni ve bizi en derin rûhumuzdan mesrûr edip şükre sevketti ve her
