İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 16 / 218
16

Birisi: Said, tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enâniyet ve tevâzu'-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risaleti'n-Nuru bulandırmasın, te'sirini kırmasın.

İkincisi: Şimdiki bataklığa ve manevî tâuna sukùtun sebebi ise; terakkî fikrinden neş'et ettiği cihetle, onların hatâlarını gösterip, suûd ve terakkî, Müslüman için ancak İslâmiyette ve îmânlı olmakta olduğuna işâret etmektir. ∗∗∗

► (013) ◄

Kardeşlerim!

Bugünlerde biri Risaleti'n-Nur talebelerine, diğeri bana ait iki mes'ele ihtar edildi. Ehemmiyetine binâen yazıyorum.

Birinci Mes'ele: Birinci Şuâ’da iki-üç âyetin işârâtında, Risaleti'n-Nurun sâdık talebeleri îmânla kabre gireceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşâret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat bu pek büyük mes'eleye ve çok kıymetdâr işârete tam kuvvet verecek bir delil ister diye beklerdim. Çoktan beri muntazırdım. Lillâhi'l-Hamd iki emâre birden kalbime geldi:

Birinci Emâre: Îmân-ı tahkîkî ilmelyakìnden hakkalyakìne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i keşf ve tahkîk hükmetmişler ve demişler ki: “Sekerât vaktinde şeytan vesvesesiyle ancak akla şübheler verip tereddüde düşürebilir.” Bu nev'i îmân-ı tahkîkî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem kalbe, hem rûha, hem sırra, hem öyle letâife sirâyet ediyor, kökleşiyor ki şeytanın eli o yerlere yetişemiyor; öylelerin îmânı zevâlden mahfûz kalıyor. Bu îmân-ı tahkîkînin vusûlüne vesile olan bir yolu, velâyet-i kâmile ile keşf ve şühûd ile hakikate yetişmektir. Bu yol ehass-ı hàvâssa mahsûstur, îmân-ı şühûdîdir.

İkinci Yol: Îmân-ı bilgayb cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle, bürhânî ve Kur'ânî bir tarzda akıl ve kalbin imtizacıyla hakkalyakìn derecesinde bir kuvvet ile zarûret ve bedâhet derecesine gelen bir ilmelyakìn ile hakàik-ı îmâniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol; Risaleti'n-Nurun esâsı, mayası, temeli, rûhu, hakikati olduğunu hàs talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risaleti'n-Nur hakàik-ı îmâniyeye muhâlif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhâl ve mümteni' derecesinde gösterdiğini görecekler.

İkinci Emâre: Risaleti'n-Nurun sâdık şâkirdleri, hüsn-ü âkıbetlerine ve îmân-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve makbûl ve samîmî duâlar oluyor ki, o duâların içinde hiçbiri kabûl olmamasına akıl imkân veremiyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.