İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 122 / 218
122

Elhâsıl: Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise; hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, isrâfât ile gelen evhâmlı hastalıkla, hastahânelere veya taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefâlethânelere veya manevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz.

Elbette hastahânelerin ekseriyetle lisân-ı hâlinden gençlik sâikasıyla isrâfât ve sû-i istimâlden gelen hastalıktan “enînler”, “eyvâhlar” cevabını işittiğiniz gibi, hapishânelerden dahi ekseriyetle gençlik sâikasıyla gayr-ı meşrû dâiredeki harekâtın tokatlarını yiyen, bedbaht gençlerin teessüfatını işiteceksiniz ve kabristanda ve mütemâdiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta, ehl-i keşfi'l-kubûrun müşâhedesiyle ve bütün ehl-i hakikatin tasdikiyle ve şehâdetleriyle ekser azablar, gençlik sû-i istimâlâtının neticesi olduğunu bileceksiniz. Hem nev'-i insanın ekseriyetini teşkil eden ihtiyarlardan ve hastalardan sorunuz, elbette ekseriyet-i mutlaka ile esefler, hasretlerle “Eyvâh gençliğimizi bâd-i hevâ, belki zararlı zâyi' ettik, sakın bizim gibi yapmayınız” diyecekler.

Çünkü beş-on senelik gençliğin gayr-ı meşrû zevki için, dünyada çok seneler gam ve keder ve berzahta azâb ve zarar ve âhirette Cehennem ve sakar belâsını çeken adam, en acınacak bir hâlde olduğu hâlde اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ sırrıyla hiç acınmaya müstehak olamaz. Çünkü zarara rızâsıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Cenâb-ı Hak bizi ve sizi bu zamanın câzibedâr fitnesinden kurtarsın ve muhâfaza eylesin. Âmîn. ∗∗∗

► (106) ◄

Azîz, sıddık Risale-i Nur şâkirdleri kardeşlerim!

Risale-i Nur şâkirdlerinin zaîf kısımlarına zarar veren, hâtıra gelmeyen, ihtiyar bir zât tarafından bir i'tirâz münâsebetiyle ve o gibi i'tirâzların esâsını kesecek bir hakikati beyân etmeye mecbur oldum. Evvelce birisine dediğim gibi bunu tekrar ediyorum.

Hem mûcib-i taaccüb, hem medâr-ı teessüftür ki, ehl-i hakikat, ittifaktaki fevkalâde kuvveti zâyi' ettikleri ve ziya' ile mağlûb oldukları hâlde; ehl-i nifâk ve dalâlet, meşrebine zıt olduğu hâlde ittifaktaki ehemmiyetli kuvveti elde etmek için ittifak ediyorlar. Yüzde on iken, doksan ehl-i hakikati mağlûb ediyorlar. Ve en ziyâde medâr-ı taaccüb ve medâr-ı hayret şudur ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.