basit fikirli ve idare-i rûhiye ve diniyesine ve şahsiyesine ve beytiyesine ve karyesine ait lüzumlu vazifesini geri bıraktırmakla onları meraklandırıp rûhlarını serseri, akıllarını geveze ve kalblerini de hakàik-ı îmâniye ve İslâmiyeye ait zevklerini, şevklerini kırıp havalandırmak ve o kalbleri serseri etmek ve ma'nen öldürmek ile dinsizliğe yer ihzar etmek tarzında, kemâl-i merak ile onlara göre mâlâyanî ve lüzumsuz mesâil-i siyâsiyeyi radyo ile ders verip dinlettirmek, hayat-ı ictimâiye-i İslâmiyeye öyle bir zarardır ki, ileride vereceği neticeleri düşündükçe tüyler ürperir.
Evet, herbir adam vatanla, milletle, hükûmetle alâkadardır; fakat bu alâkadarlık muvakkat cereyanlara kapılıp millet ve vatanı ve hükûmetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tâbi etmek, belki aynını telâkki etmek çok yanlış olmakla beraber; o vatan-perverlik, millet-perverlik hissinden ve vazifesinden herkese düşen vazife bir ise, kendi kalb ve rûhundan idare-i şahsiye ve beytiye ve diniye ve hâkezâ.. çok dâirelerden hakîki vazifedâr olduğu hizmet ve alâka ve merak on, yirmi, belki yüzdür. Bu ciddi ve lüzumlu bu kadar alâkaların zararına olarak o bir tek lüzumsuz ve ona göre mâlâyanî olan siyaset cereyanlarına fedâ etmek divânelik değil de nedir?” Üstadımızın bize gayet acele ile verdiği cevabı bu kadar. Biz de, o acele ifâdeyi acele kaydettik kusura bakmayınız.
Biz de, bütün kuvvetimizle bunu tasdik ediyoruz. Çünkü bunu kendimizde ve gördüğümüz dostlarımızda tecrübelerle müşâhede ettik. Hattâ çokları meraklarından, cemâati, belki de namazı terkeder derecede ifratla tam namaz vaktinde konuşan radyoyu dinleyip, mimsiz medeniyetin sefâhet ve dalâlet ve İslâma ettiği ihanet cezası olarak mütemâdiyen başına gelen tokatlarına ve boğuşmalarına ve geniş siyaset dâirelerine alâkadarâne dikkat etmekle ve nefsi, zehirli ve başı sarhoş şahıslardan, radyodan ders almak, kudsî ve mühim vazifelerine de tam zarar ediyorlar.
Risale-i Nur şâkirdlerinden / Risale-i Nur şâkirdlerinden
Feyzi / Emin ∗∗∗
► (031) ◄ Ahmed Nazîf’in Bir Fıkrasıdır
AHMED NAZÎF’İN BİR FIKRASIDIR
Kıymetli Üstadım!
Yüksek şahsiyetinizin aczi ve fakrı içinde inâyet-i Rabbâniye ve Rahmet-i İlâhiye ile Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın i'câzlarını güneşin parlak ve keskin şuâları gibi kalblerimize nüfûz ettiren ve hakàik-ı diniye
