etmek ve ne de anlamak ve ne de medâr-ı sohbet etmediğimi hattâ şimdi sulh olmuş mu, harb bitmiş mi; İngiliz ve Alman’dan başka kimler harb ediyor, bilmediğimi biliyorsunuz.
Hem herkesi geveze ve sersem eden ve üç seneden beri odamdan işitilen radyoyu, iki defadan başka ne dinlediğimi ve ne de sorduğumu, benimle beraber olan sizler biliyorsunuz. Bu derece bu vaziyetlere karşı alâkasız ve lâkayd bir adamın takib ettiği mesleğe taarruz eden ve evhâma düşüp tarassudla sıkıntı veren, ne derece insaftan uzak düştüğünü en insafsız da tasdik eder.
İkinci Esâs: Ey kardeşlerim! Sizler biliyorsunuz ki, bizim mesleğimizde benlik, enâniyet, şân ü şeref perdesi altında makam sâhibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsâs eden hâlâttan şiddetle ictinâb ediyoruz. Elbette; burada, altı-yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkîkatınızla anlamışsınız ki, ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Sizleri, o noktada şiddetle tekdir etmişim. “Benim haddimden fazla mevki vermeyiniz” diye sizden darılıyorum. Yalnız, Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur hesabına, ben de onun bir şâkirdi olmak haysiyetiyle ona, tasdikkârâne teslîmi ve irtibatı, şâkirâne kabûl ediyorum. İşte bu derece enâniyetten ve benlikten şân ü şeref nâmı altındaki riyâkârlıktan kaçmayı düstur-u hareket ittihàz eden adamlara karşı ehl-i hükûmetin, ehl-i idare ve zâbıtanın evhâma düşmeleri ne kadar mânâsız ve lüzumsuz olduğunu divâneler de anlar.
Said Nursî ∗∗∗
► (096) ◄
Azîz, sıddık, sebatkâr kardeşlerim!
Musîbet-zedelerin manevî galebesi berâeti, değil yalnız sizleri ve bizleri, belki bu memleketteki bütün ehl-i îmânı sevindirir bir mâhiyettedir. Çünkü, Risale-i Nurun hürriyetine meydân açtı. Şimdiye kadar, müsâdere tevehhümüyle pek çok ihtiyata mecbur olmuştuk. Bu onsekiz senede ve bilhassa buradaki altı senede, risaleleri gizlemek hususunda pek çok zahmet çektim ve dâima endişe ederek azâb çekiyorduk.
Cenâb-ı Hakk’a, Risale-i Nurun hurûfâtı adedince hamd ü senâ ve şükür olsun ki, bu defa manevî galebesiyle o zâlimâne ve zulmetkârâne perdeyi parçaladı; az bir zahmetle büyük bir ücret ve geniş bir fütûhâta zemin hazırladı. Ve bu iki ay tevakkuf müddeti, aynen hapsimiz hâdisesi gibi, başka bir tarzda, daha geniş bir dâirede Risale-i Nurun intişarına vesile
