► (025) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ
Ey fedâkâr kardeşlerim!
Sizin ile dört-beş kelime konuşacağım.
Birincisi: Bu defaki mektûblarınızın verdiği şevk ve sürûr ile derim ki: Ben, Hizmet-i Kur'âniyedeki tam sadâkat ve gayret ve sebat ve metânetinizi gördükten sonra tam bir istirahat-i kalb ile mevti ve eceli kabûl eder, arkamda siz varsınız yeter diyerek dünyadan sürûrla vedâya hazırım.
İkincisi: Burada, Âyetü'l-Kübrâ’nın birinci tebyizi, aynen bir sene sonra, oradaki birinci tebyizi gibi, Âyetü'l-Kübrâ’nın nâmına tevâfuku var. İki tevâfukun tetâbuku tesâdüfe havâlesi imkânsız bir keyfiyet olmakla, kalemi, zülfikàr-misâl zâtın kalemiyle, otuzüç kelime-i tevhidin tevâfukundaki gaybî imzayı cidden tenvir ve tasdik eder....
Dördüncüsü: Ben, üç senedir burada herşeyden tecrid edildim. Tahammülsüz tazyîk altında bulunduğumdan, sizin ile muhâbere edemedim. Burada emsâlsiz bir evhâm hükmediyor. Mümkün olduğu kadar, “Eşrâtü's-Sâat” buradan gönderildiğini demeyiniz; belki onun bir eseridir, başka yerden elimize geçmiş deyiniz. ∗∗∗
► (026) ◄
بِاسْمِهِ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ
وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
Azîz ve vefâdâr ve fedâkâr, sâdık kardeşlerim!
Bu defa çok kıymetdâr ve fevkalme'mûl manevî hediyenizden küçücük üç-dört mes'ele hâtıra geldi.
Birincisi: Üçüncü kerâmet-i Aleviyede, risalelerde yalnız iki zeyl vardır demesi, risale şekline girmiş olan zeyillere zeyl diyor, sâir zeyiller ise; hâtimeler, ilâveler hâşiyeler hükmünde görmüştür.
İkincisi: İki Âyetü'l-Kübrâ’nın Vird-i Ekberinde hâtırıma gelmediği hâlde, ehemmiyetli kısımlarını “Yirminci Mektûb” ile “Otuzikinci Söz”, bana ihtiyaç bırakmayacak derecede beyân ve tercüme ettiklerinden, niyet ve va'dettiğim hâlde tercümesinde istihdam edilmedim.
Üçüncüsü: Risale-i Nur’un benden ayrılması ve ben de dâire-i tenviriyesinden uzak düştüğümden, bu havâli ve Eskişehir gibi sâir yerleri de
