﴾ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ ﴿ iki ر bir ت sekizyüz; iki ف iki ك ikiyüz; iki ل bir م yüz; bir ع bir ص yüz altmış; dört ب üç ا bir ى bir ح yirmidokuz; ﴾ اَلْفِيلِ ﴿ yerine gelen اَلدُّنْيَا daki iki د bir elif dokuz; bir ن elli; bir ى on, bir elif bir. Bu yekûn, bin üçyüz ellidokuz, eğer okunmayan elif sayılmazsa, bin üçyüz ellisekiz eder. Hem Arabî, hem Rûmî tarihiyle bu semâvî tokatların ayrı ayrı çeşitlerinin zamanlarına tevâfuk ile parmak basıyor (Hâşiye) [^24]. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve duâlar eylerim.
[^24]:(Hâşiye) Evet bu tokattan, pür-şer beşer, şirkten, şükre girmezse ve Kur'âna tarziye vermezse, melâike elleriyle de ahcâr-ı semâviye başlarına yağacağını bu sûre bir mânâyı işârî ile tehdid ediyor.
Kardeşiniz
Said Nursî ∗∗∗
► (138) ◄
Azîz, sıddık, mübârek kardeşlerim!
Sabri’nin tâbiriyle, Risale-i Nurun Zülfikàrı olan “Hizbü'l-Ekber-i Nurî” elhak, me'mûlümüzün fevkınde gayet parlak ve güzel ve dikkatli ve sıhhatli ve yanlışları pek az bir tarzda Cenâb-ı Hakk’ın inâyetiyle vücûda gelmiş. Hâfız Ali, Tahiri, Hâfız Mustafa bu vazifede elhak tam çalışmışlar. Risale-i Nurun eline bir elmas kılınç verdiler.
Kardeşlerim!
Bu kudsî hediyeniz bu şehre girdiği aynı zamanda, daha biz haber almadan memleketimizde talebeler bir kitaba başladığı zaman, Kürtçe “meftihâne” nâmında bir ziyâfet verdiklerine tam bir misâl olarak, Risale-i Nurun beş talebesi, ayrı ayrı köylerde, ne biz, ne onlar postadan haberimiz yokken, güyâ bu kudsî kitabın “meftihâne”si olarak herbiri, ayrı ayrı taamdan mürekkeb bir küçük ziyâfet nev'inde getirdikleri, hiçbir sebeb yokken, bütün bütün âdete muhâlif bir tarzda o beşlerin bu noktada ittifakı ve tevâfukları, beşimiz; ben, Emin, Feyzi, Hilmi, Tevfik müttefikan karar verdik ki, tesâdüf kat'iyyen imkânı yok. Demek, buradaki Medrese-i Nuriyenin “meftihâne”si olarak, Rahmet-i İlâhiye tarafından bir kerâmet-i nuriyedir.
Hem otuz günden beri İnebolu’dan her hafta bir-iki defa geldikleri hâlde; hiçbiri gelmeden, birden, sebebsiz, bir hàs talebe, üç günde yayan olarak,
