bombalar tokadıyla cezalanmasına, aynı tarihî ﴾ فِى تَضْلِيلٍ ﴿ kelime-i kudsiyesi bin üçyüz altmış makam-ı cifrîsiyle tevâfuk edip işâret ediyor.
Üçüncüsü: ﴾ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْفِيلِ ﴿ cümle-i kudsiyesi, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a hitâben, “Senin mübârek vatanın ve kıblegâhın olan Mekke-i Mükerreme’yi ve Kâbe-i Muazzama’yı hàrikulâde bir sûrette düşmanlarından kurtarmasını ve o düşmanların nasıl bir tokat yediklerini görmüyor musun?” diye mânâ-yı sarîhiyle ifâde ettiği gibi; bu asra dahi hitâb eden o cümle-i kudsiye, mânâ-yı işârîsiyle der ki: “Senin dinin ve İslâmiyetin ve Kur'ânın ve ehl-i hak ve hakikatin cebbâr düşmanları olan dünya-perest ve dünyanın menfaati için mukaddesâtı çiğneyen o ashâb-ı dünyaya senin Rabbin nasıl tokatlarla cezalarını verdiğini görmüyor musun? Gör, bak!” diye mânâ-yı işârîsiyle bu cümle aynen makam-ı cifrîsiyle tam bin üçyüz ellidokuz (1359) tarihiyle, aynen âfât-ı semâvî nev'inde semâvî tokatlarla, “İslâmiyete ihanet cezası olarak...” diye mânâ-yı işârî ifâde ediyor. Yalnız ﴾ اَصْحَابِ الْفِيلِ ﴿ yerinde اَصْحَابِ الدُّنْيَا gelir. Fîl kalkar, dünya gelir. (Hâşiye) [^23]
[^23]: (Hâşiye) Bu Fîl lafzı kalkmasının sırrı, eski zamanda, dehşetli Fîl-i Mahmûdî azametine, heybetine dayanmış, hücum etmişler. Şimdi ise, dünya servetine ve malına ve o servetle filolar teşkil edip, hattâ, kırk milyon bir millet, o fîl gibi filolarla dörtyüz milyonu esâret altına almış. Ve Avrupa medeniyetçileri, medeniyetin mehâsiniyle, iyilikleriyle, menfaatleriyle değil; belki medeniyetin seyyiâtıyla ve sefâhetiyle ve dinsizliğiyle üçyüz elli milyon Müslümanların her tarafta hâkimiyetlerini imha edip, istibdâdına serfürû etmiş ve bu musîbet-i semâviyeye sebebiyet vermiş. Ve dünya-perest, gaddâr zâlimler, zulümlerine ceza olarak tokatlar gelmeye; ve fakir ve masûmlar ve mazlumlara, fânî mallarını ve hayatlarını âhiretlerine çevirmek ve kıymetdâr eylemek ve dünyadaki günahlarına keffâretü'z-zünûb etmeye kader-i İlâhiye fetvâ verdiler. Ben, bir buçuk senedir dünya-perestlerin bu musîbette vaziyetlerini ve safahâtlarını ve harb-i umumî sahifelerini kat'iyyen bilmiyorum. Fakat iki sene evvelki vaziyetleri, bu sûre-i kudsiyenin mânâ-yı işârî tabakasından gelen tokatlar tam tamına onların başlarına iniyorlar ve sûrenin bir mânâ-yı işârîsini tam tefsir ediyor.
Tahlil: ﴾ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ ﴿ iki ت sekizyüz; iki ر dörtyüz, iki م bir ب bir ح bir ى yüz; tenvin vakf olmadığından ن dur, elli; bir هـ bir ج bir (Medde elif) dokuz; mecmûu bin üçyüz ellidokuz.
﴾ ض : ﴿ فِى تَضْلِيلٍ sekizyüz, ف seksen, ت dörtyüz, iki ى yirmi, iki ل altmış, tenvin vakfa rastgelmiş, sayılmaz; yekûnu bin üçyüz altmış.
