İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 151 / 218
151

► (114) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رَسَائِلِ النُّورِ الْمَقْرُوئَةِ وَالْمَكْتُوبَةِ

Azîz, sıddık kardeşlerim!

Size “Üç Nokta”yı beyân etmeye kalbde bir ihtiyaç oldu.

Birincisi: “Bir hâdisede hem insan eli, hem kader müdâhalesi olduğundan; insan, zâhirî sebebe bakıp bazen haksız hükmedip zulmeder. Kader o musîbetin gizli sebebine baktığı için adâlet eder” diye, Risale-i Nurda bir kaide-i esâsiyedir.

Hem, şimdiye kadar Risale-i Nurun başına gelen hâdiselerde bir dest-i inâyet, bir vech-i rahmet bulunduğu tecrübelerle sâbittir.

Bu iki cihette kalbden bir suâl çıktı. “Acaba Nur hakkındaki bu yeni İstanbul hâdisesinde vech-i adâlet ve rahmet nedir?”

Hâtıra böyle bir cevab geldi ki: Risale-i Nura, ehl-i ilim ve ehl-i dikkati ciddiyetle bakmaya ve tedkik etmeye sevketti. Elbette Risale-i Nuru tedkik eden bir âlim, insafı varsa tarafdâr olur. Ve Risale-i Nur, ulemâ dâiresinde ve İstanbul âfâkında tezâhür edecek. İşte vech-i rahmet ve inâyet.

Amma, kader-i İlâhînin vech-i adâleti şudur ki: Risalei'n-Nurun hakikatiyle ve şâkirdlerinin şahs-ı manevîsiyle tezâhür eden fevkalâde îmânî hizmetlerin ehemmiyetli bir kısmını bîçâre tercümânına vermek ve ehl-i dünya ve ehl-i siyaset ve avâmın nazarında birinci derece ve hakikat nazarında, îmâna nisbeten ancak onuncu derecede bulunan siyaset-i İslâmiye ve hayat-ı ictimâiye-i ümmete dair hizmeti, kâinâtta en büyük mes'ele ve vazife ve hizmet olan hakàik-ı îmâniyenin çalışmasına râcih gördüklerinden; o tercümâna karşı arkadaşlarının pek ziyâde hüsn-ü zanları ehl-i siyasete, inkılâpçı bir siyaset-i İslâmiye fikrini vermek cihetinde, Risale-i Nura karşı hayat-ı ictimâiye noktasında cebhe almak ve fütûhâtına mâni olmak pek kuvvetli ihtimali vardı. Bunda hem hatâ, hem zarar büyüktür.

Kader-i İlâhî, bu yanlışı tashih etmek ve o ihtimali izâle etmek ve öyle ümîd besleyenlerin ümîdlerini ta'dil etmek için, en ziyâde öyle cihetlerde yardım ve iltihaka koşacak olan ulemâdan ve sâdattan ve meşâyihten ve ahbabdan ve hemşehriden birisini muârız çıkardı; o ifratı ta'dil edip adâlet etti. “Size, kâinâtın en büyük mes'elesi olan îmân hizmeti yeter” diye bizi merhametkârâne o hâdiseye mahkûm eyledi. Sonra Lillâhi'l-Hamd,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.