► (043) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Risale-i Nur talebelerinin hàsları olan sâhib ve vârisleri ve hàslarının hàsları olan erkân ve esâsları olan kardeşlerime bugünlerde vukû' bulan bir hâdise münâsebetiyle beyân ediyorum ki; Risaleti'n-Nur hakàik-ı İslâmiyeye dair ihtiyaçlara kâfî geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat'î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmânı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkîkî yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaleti'n-Nurdadır. Evet onbeş sene yerine onbeş haftada Risaleti'n-Nur o yolu kestirir, îmân-ı hakîkiye îsâl eder.
Bu fakir kardeşiniz yirmi seneden evvel kesret-i mütâlaa ile bazen bir günde bir cild kitabı anlayarak mütâlaa ederken, yirmi seneye yakındır ki Kur'ân ve Kur'ân’dan gelen Resâili'n-Nur bana kâfî geliyorlardı. Bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitapları yanımda bulundurmadım. Risaleti'n-Nur çok mütenevvi' hakàika dair olduğu hâlde, te'lifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyâde muhtaç olmamak lâzım gelir.
Hem mâdem ben sizlere kanâat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum, meşgul olmuyorum; siz dahi Risaleti'n-Nur’a kanâat etmeniz lâzımdır, belki bu zamanda elzemdir.
Hem şimdilik bazı ulemânın yeni eserlerinde meslek ve meşreb ayrı ve bid'atlara müsâid gittiği için, Risaleti'n-Nur zındıkaya karşı hakàik-ı îmâniyeyi muhâfazaya çalışması gibi, bid'ata karşı da hurûf ve hatt-ı Kur'ânı muhâfaza etmek bir vazifesi iken hàs talebelerden birisi bilfiil hurûf ve hatt-ı Kur'âniyeyi ders verdiği hâlde, sırrı bilinmez bir hevesle, hurûf ve hatt-ı Kur'âniyeye, ilm-i din perdesinde te'sirli bir sûrette darbe vuran bazı hocaların darbede istimâl ettikleri eserleri almışlar. Haberim olmadan dağda şiddetli bir tarzda o hàs talebelere karşı bir gerginlik hissettim; sonra îkaz ettim. Elhamdülillâh ayıldılar. İnşâallâh tamamen kurtuldular.
Ey kardeşlerim! Mesleğimiz, tecâvüz değil tedâfü'dür; hem tahrib değil, tamirdir; hem hâkim değiliz, mahkûmuz. Bize tecâvüz eden hadsizdirler. Mesleklerinde elbette çok mühim ve bizim de malımız hakikatler var. O hakikatlerin intişarına bize ihtiyaçları yoktur. Binler o şeyleri okur, neşreder adamları var. Biz, onların yardımlarına koşmamızla, omuzumuzdaki çok ehemmiyetli vazife zedelenir ve muhâfazası lâzım olan ve birer tâifeye mahsûs bir kısım esâslar ve àlî hakikatler kaybolmasına vesile olur.
