► (035) ◄
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ تَوَافُقَاتِ الْكَلِمَاتِ وَحُرُوفَاتِهَا فىِ كِتَابِ الْكَائِنَاتِ
Azîz, sıddık, âlîcenab kardeşlerim!
Nur ve Gül fabrikalarının vaziyetlerinden bu acîb zamanda ne tarzda olduğunu, haber vermiyorsunuz. Hâlbuki, bu dünyada en ziyâde alâkadar olduğum onlardır. Her ne ise... (Hâşiye) [^5] Bu defa hakikatlerin yemişleri nev'inde ve Risale-i Nur talebelerinin medâr-ı teşviki olan letâif-i tevâfukiyeden birisini, Feyzinin sebebiyle ve arzusuyla size gönderildi. Şöyle ki:
[^5]:(Hâşiye) Hurûf-u Kur'âniyeyi tercüme ile tahrif, tebdil, tağyîr etmek mülhidlerin dehşetli cinayetlerine mukâbil cihad eden Said, ifratkârâne ve müsrifâne tevâfukta çok tedkîkàtı lüzumsuz değil, mânâsız olmaz.
Bir gün tashihât işim yoktu. İşârâtü'l-İ'câz ’ın (ت) tevâfuku hakkında yanlışım ve sehvim hâtırıma geldi. Bir keffâretü'z-zünûb aradım. Birden, Lafzullâh’ın başı olan elif, Risale-i Nur’un bir muhtasar fihristesi ve çekirdek-i aslîsi olan İşârâtü'l-İ'câz ’da ve resâil-i sâirede kerâmetkârâne vaziyetler gösterdiğini düşündüm. Acaba Lafzullâhın ل ve هـ harfleri dahi ne vaziyet gösterecek diye baştan aşağıya kadar bütün –İşârâtü'l-İ'câz’ı– sahifelerdeki satır başları ve nihâyetlerini saydım. ل ve هـ nın “elif” gibi kerâmetkârâne vaziyetini gördüm. Belki inşâallâh, tevâfukta sehivden gelen kusurlarıma ve yanlışlarıma bu da bir küçük keffâretü'z-zünûb olur.
Evvelki mektûbda, İşârâtü'l-İ'câz ’da, sâir hurûfâtın mecmûu başka bir tarzda ehemmiyetli bir vaziyet-i hàrikaları bulunduğuna bir işâret, bir uç, bir emâre gördüğümüzü size yazmıştık; fakat, o geniş sırrı tamamen görmek çok zamana muhtaç olduğundan, çok ehemmiyetli vazifeler şimdilik onunla iştigâle müsâade etmedi.
Azîz kardeşlerim! Bu sıkıntılı zamanda ve tazyîkat altında akıl ve kalbi eğlendiren ve keyiflendiren böyle tefekkühât-ı ilmiyeyi isrâf saymayınız. Hüsn-ü niyet öyle bir kimyadır ki; şişeleri, elmasa çevirir; toprağı altun yapar. İnşâallâh o hüsn-ü niyetle, bu tefekkühât dahi hakîki bir gıdâ anbarına bir anahtar olur ve hizmette zaafa düşenlere kût ve kuvvete yol açar.
