İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 39 / 218
39

ve irâde-i âmme cilvesinde, bir inâyet-i hàssa sûretinde, Risale-i Nura bir imtiyaz nev'inde hususî bir teveccüh ve iltifat görülmüş. Ben, bu derin mes'eleyi görmek için İşârâtü'l-İ'câz tefsirinin tevâfukâtına dikkat ettim; kat'î bir kanâat ile o sırrı bildim ve hissettim.

İkinci cihet: Nasıl ki çok mübârek ve kudsî büyük bir zât, gayet fakir ve muhtaç bir adama, ümîd edilmediği bir tarzda, iltifatkârâne, bir kapta, bazı kağıtlara sarılı bir hediye ihsân etse; elbette o bîçâre adam, o pek büyük zâta karşı hediyenin binler mislinden fazla teşekkür etmek ister. Ve bin o hediye kadar kıymetli bulunan o hediye ile gösterilen iltifatına karşı ne kadar teşekkürde isrâf ve ifrat etse de makbûldür. Ve o çok mübârek zâtın o hediyesine sardığı kağıtları da teberrük deyip şeker gibi yese; hattâ o hediye içindeki cevizlerin sert kabuklarını da teberrük diye ekmek gibi yutsa, ve o hediyenin kabını mübârek bir kitab gibi öpse ve başına koysa, isrâf olmadığı gibi; aynen öyle de, Risale-i Nur yüzünde irâde-i âmme, inâyet-i hàssa iltifatını tevâfuk zarfıyla ihsân edilmiş. Elbette tevâfuka dair tafsilât, tasvirât fiilî teşekkürâtın bir nev'idir ve sevincin ve minnetdârlığın heyecanlı tereşşuhâtıdır. Kusura bakılmaz. Evet, böyle bir zâtın iltifatını gösteren maddî kırk para ihsânına karşı kırk bin teşekkür edilse isrâf değil.

İkinci mes'ele: Ben hem kendimde, hem bu yakındaki Risale-i Nur talebelerinde şühûr-u muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütûr görüyordum. Sebebini vâzıhan bilmiyordum. Şimdi, eskide söylediğim tahminî sebeb, hakikat olduğunu gördüm. Şöyle ki: Nasıl maddî hava fenâ ise, fenâ te'sir ediyor; manevî hava da bozulsa, herkesin, isti'dâdına göre bir sarsıntı verir; şühûr-u selâse ve muharremede Âlem-i İslâmın manevî havası umum ehl-i îmânın âhiret kazancına ve ticâretine ciddi teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı sâfîleştiriyor, güzelleştiriyor, müdhiş ârızalara ve fırtınalara mukàbele ediyor. Herkes o sâyede ve sâyesinde derecesine göre istifade eder. Fakat, o şühûr-u mübâreke gittikten sonra, âdeta o âhiret ticâretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi, dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharât-ı müzahrefe o manevî havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir.

Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nurun gözüyle bakmak ve ne kadar müşkülât ziyâdeleşse kudsî vazife itibariyle daha ziyâde ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünkü başkaların fütûru ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini ziyâdeleştirmeye sebebdir. Zîra, gidenlerin vazifelerini de bir derece yapmaya kendini mecbur bilir ve bilmelidirler. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.