► (019) ◄ Manevî bir ihtar ile bir-iki ince mes'eleyi size yazıyorum
Manevî bir ihtar ile bir-iki ince mes'eleyi size yazıyorum.
BİRİNCİSİ: Geçen Ramazan-ı Şerîfte, Ehl-i Sünnetin selâmet ve necâtı için edilen pek çok duâların şimdilik âşikâre kabûlleri görünmemesine hususî iki sebeb ihtar edildi.
Birincisi: Bu asrın acîb bir hàssasıdır. (Hâşiye)[^3] Bu asırdaki Ehl-i İslâmın fevkalâde sâfderunluğu ve dehşetli cânîleri de âlîcenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiâtı işleyen ve binler manevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nev'i tarafdâr çıkmasıdır. Bu sûretle ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan; sâfdil tarafdâr ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüb eden musîbet-i âmmenin devamına ve idâmesine belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetvâ verirler; biz buna müstehakız derler.
[^3]:(Hâşiye) Yani, elması, elmas bildiği hâlde camı ona tercih eder.
Evet, elması bildiği (âhiret ve îmân gibi) hâlde yalnız zarûret-i kat'iyye sûretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye var; yoksa, küçük bir ihtiyaçla veya heves ile veya tama' ve hafif bir korku ile tercih edilse, eblehâne bir cehâlet ve hasârettir, tokada müstehak eder. Hem âlîcenâbâne affetmek ise yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkaların hukukunu çiğneyen cânîlere afüvkârâne bakmaya hakkı yoktur, zulme şerîk olur.
İkinci sebeb: Yazmaya izin olmadığından yazılmadı.
İKİNCİ MES'ELE:
Kardeşlerim!
Eskişehir hapishânesinde, âhirzamanın hâdisâtı hakkında gelen rivâyetlerin te'villeri mutâbık ve doğru çıktıkları hâlde, ehl-i ilim ve ehl-i îmân onları bilmemelerinin ve görmemelerinin sırrını ve hikmetini beyân etmek niyetiyle başladım; bir-iki sahife yazdım perde kapandı, geri kaldı.
Bu beş senede, beş-altı defa aynı mes'eleye müteveccih olup muvaffak olamıyordum. Yalnız o mes'elenin teferruâtından bana ait bir hâdiseyi beyân etmek ihtar edildi. Şöyle ki:
Hürriyetin bidâyetinde, Risale-i Nur’dan çok evvel, kuvvetli bir ümîd ve i'tikàd ile, ehl-i îmânın me'yûsiyetlerini izâle için, “İstikbâlde bir ışık var, bir nur görüyorum” diye müjdeler veriyordum. Hattâ, hürriyetten evvel de talebelerime beşâret ederdim. Tarihçe-i Hayat’ımda merhum Abdurrahman’ın yazdığı gibi, Sünûhât misillû risalelerde dahi “Ben bir
