► (113) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Kardeşlerim!
Kur'ânın bir tek âyetinin bir tek işâreti, ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'câziyeyi tevâfuk sûretiyle gösterdiğini manevî bir ihtar ile gördüm.
﴾ اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتًا ﴿ bu âyet-i kerîmenin makam-ı cifrîsi, şedde ve tenvin sayılmazsa, bin üçyüz ellibir; ﴾ مَيْتًا ﴿ in aslı مَيِّتًا olmasından bin üçyüz altmışbir ederek; bu tarihte, umûr-u azîmeden bir dehşetli gıybeti, bu âyetin mânâ-yı işârî külliyetinde dâhil ediyor. Umûr-u azîmeden böyle bir acîb gıybet aynı tarihte, aynı senede vukû'a geldi. Şöyle ki:
Onsekiz sene müddetinde Sünnet-i Seniyeyi muhâfaza için başına şapka koymadığından, onsekiz senedir haps-i münferid hükmünde ihtilâttan men' ve yalnız bir odada hayatını geçirmeye mecbur edilen ve hususî ibâdetgâhında ezân-ı Muhammedî okuyup “Allâhuekber” dediğinden ve “Lâ ilâhe illallâh” hakikatini güneş gibi gösterdiğinden, yüz arkadaşıyla taht-ı tevkìfe alınan ve mahkûm edilen bir adamı, yüzer emâre ve karînelere istinâden inâyet-i İlâhiyeden geldiğine kat'î bir kanâat ile İşârât-ı Kur'âniyeden bir müjdeyi hem kendine, hem musîbet-zede arkadaşlarına bir tesellî niyetiyle beyân ettiği için, onu gıybet ve galiz tâbiratla teşhîr etmek ve onun dersleriyle îmânlarını kurtaran, masûm şâkirdlerini ondan tenfîr edip şübheler vermek; güyâ ortalıkta medâr-ı inkâr hiçbir şey yok ve hiçbir münkerâtı ve cinayeti görmüyor gibi, yalnız o bîçârenin mevhûm bir hatâsını, sekiz senede seksen müdakkiklerin nazarında saklanan ve sathî ve inâdî nazarına göre, bir ictihâdî yanlışını görüyor zannıyla galiz tâbirler ile zemmetmek; elbette bu asırda, bu memlekette Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın kasden işâretine medâr olabilir azîm bir hâdisedir. Bence, Kur'ânın, nasıl ki her sûre ve bazen bir âyet ve bazen bir kelime bir mu'cize olur; öylede, bu âyetin tek bir işâreti, ihbar-ı gayb nev'inden bir lem'a-i i'câziyedir. Bu âyetin bu işâreti, bu asırda, Risale-i Nur şâkirdlerinin hakkındaki gıybete baktığına üç emâre var.
Birincisi: Birinci Şuâ olan İşârât-ı Kur'âniye risalesinde, Risale-i Nura ve tercümânına da işâret eden beşinci âyet olan ﴾ اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا فَاَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِى بِـه۪ فِى النَّاسِ ﴿ gayet kuvvetli
