İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 13 / 218
13

► (008) ◄

Azîz kardeşlerim!

Bilmukabele bayramınızı tebrik ederim.

Sıhhatimi soruyorsunuz... Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok soğuğu ve üç hazîn gurbetin te'siri ve üç asabî hastalığın sıkıntısı ve bütün bütün yalnızlık ile kàbil-i tahammül olmayacak çok zahmetlere ma'rûz olduğum hâlde, Hàlık’ıma hadsiz şükür ederim ki, her derdin en kudsî dermanı olan îmânı ve îmân-ı bilkaderden, kazâya rızâ ilâcını imdâdıma gönderdi; tam sabır içinde şükrettirdi. ∗∗∗

► (009) ◄

Azîz ve sıddık ve hàlis kardeşlerim!

Rabb-i Rahîmime hadsiz şükür olsun ki; sizin gibileri Risaleti'n-Nura sâhib ve nâşir ve muhâfız halketmiş; benim gibi âciz bir bîçârenin zaîf omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.

Kardeşlerim! Bu defa üç mektûbunuzda birden üç Hulûsî, üç Sabri, üç Hakkı gibi kıymetdâr dokuz kardeşi gördüm. Hapiste, Abdurrahman’ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı’nın, ciddi ve hakikatli uhuvvetini ve talebeliğini tahminimden daha ileri terakkî ettiğini bildim, çok mesrûr oldum.

Sabri kardeş! Beni saran ve bağlayan ağır kayıdlara ehemmiyet vermiyorsun. Hâlbuki buradaki evhâmlı ehl-i dünya benim ile pek fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hattâ... hattâ... hattâ... her ne ise...

Hem benim hakkımda, bin derece haddimden ziyâde hüsn-ü zan ile kıymet ve makam vermek, yalnız Risale-i Nur nâmına ve onun hizmeti ve Kur'ân elmaslarının dellâllığı hesabına kabûl olabilir. Yoksa hiç ender hiç olan şahsım itibariyle kabûle hakkım yok. Parlak ve çalışkan kalemiyle hem Risaleti'n-Nurun, hem bizim hâtıralarımızda çok ehemmiyetli mevki tutan ve yerleşen Hâfız Tevfik’in yazdığı Âyetü'l-Kübrâ risalesini münâsib gördüğünüz zamanda gönderirsiniz. Dokuz sene yazılarıyla mesrûrâne ünsiyet eden gözlerim, hasretle o yazıları görmek istiyor.

Kıymetdâr Hulûsî ve Hakkı gibi kardeşlerim!

Hakkı’nın dediği gibi, Sabri’nin mektûblarını aynen onların yerine kabûl olmuş; o cihette Hulûsî ile muhâbere kesilmemiş, devam ediyor. Hadsiz şükür ve hamd ü senâ olsun ki; Risaleti'n-Nur gittikçe parlak, hàrikâne fütûhât-ı îmâniye yapar. Kendi kendine, inşâallâh her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı hâlde, parlak fa'âliyetini müşâhede ediyorlar. Bu vakit pek ziyâde ihtiyat lâzım. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.