sâhib olan ve hânesinde Risale-i Nurun altı şâkirdi bulunan kardeşimiz Hüsnü Efendiye bilmukabele selâm ve tebrik ederiz. ∗∗∗
► (137) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Azîz kardeşlerim!
Kur'âna ait en cüz'î, en küçük bir nüktenin de kıymeti büyük olduğundan; İşârât-ı Kur'âniyenin bu zamanımıza temâs eden küçük bir şuâ’ı, bugün, Sûre-i ve'l-Asri nükte-i i'câziyesi münâsebetiyle, Sûre-i Fîl’den, mânâ-yı işârî tabakasından, tevâfuk düsturuna istinâden bir nüktesini beyân etmem ihtar edildi. Şöyle ki:
Sûre-i ﴾ اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ﴿ meşhûr ve tarihî bir hâdise-i cüz'iyeyi beyân ile küllî ve her asırda efrâdı bulunan o gibi ve ona benzeyen hâdiseleri ihtar ve tabakàt-ı işâriyeden her tabakaya göre bir mânâyı ifâde etmek; umum asırlarda, umum nev'-i beşerle konuşan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın belâğatının muktezâsı olmasından, bu kudsî sûre, bu asrımıza da bakıyor, ders veriyor. Fenâları tokatlıyor. Mânâ-yı işârî tabakasından bu asrın en büyük hâdisesini haber vermekle beraber; dünyayı her cihetle dine tercih etmek ve dalâlette gitmenin cezası olarak, cifir ve hesab-ı ebced ile, “Üç cümle”si, aynı hâdisenin zamanına tetâbuk edip işâret ediyor.
Birinci Cümlesi: Kâbe-i Muazzama’ya hücum eden Ebrehe askerlerinin başlarına ebâbil tayyareleriyle semâvî bombalar yağdırmasını ifâde eden ﴾ تَرْمِيهِمْ بِحِجَارَةٍ ﴿ cümle-i kudsiyesi, bin üçyüz ellidokuz edip, dünyayı dine tercih eden ve nev'-i beşeri yoldan çıkaran medeniyetçilerin başlarına semâvî bombalar ve taşları yağdırmasına tevâfukla işâret ediyor.
İkinci Cümle: ﴾ اَلَمْ يَجْعَلْ كَيْدَهُمْ فِى تَضْلِيلٍ ﴿ kelime-i kudsiyesi, eski zaman hâdisesindeki Kâbe’nin nurunu söndürmek için, hilelerle hücum edenlerin kendileri yokluk, zulümât dalâletinde aksü'l-amel ile aleyhlerine dönmesiyle tokat yedikleri gibi; bu asrın aynen hilelerle, desîselerle, zulümlerle edyân-ı semâviye kâbesini, kıblegâhını dalâlet hesabına tahribe çalışan cebbâr; mağrûr ehl-i dalâletin tadlîl ve idlâllerine semâvî
