iki kitabını alıp mütâlaasının manevî ücretinden binde bir ücret olarak geldi. Ve bir parçacık aşûre çorbasını dahi yine o ev sâhibesine verdi. Aynen, o aşûrenin on misli kadar, latîf üç ekmek, yine iki sene iki kitabın okunmasına binde bir ücreti diye geldi. Gözümüzle gördük.
Hem yine üstadımız, bugün, o hâne sâhibesine, yedi senedir adını bilmediği için “İsmin nedir?” diye sormuş. O da demiş: “Hayriye”dir. Hayriye isminde olmak tevâfukuyla, iki saat sonra, Hayri nâmında Risale-i Nurun bir şâkirdi haberimiz yokken İstanbul’a gitmiş. Hem ticâret münâsebetiyle iki mühim şâkirdler dahi gidip geç kaldılar. Maddî, manevî fırtınalar münâsebetiyle Üstadımız onları, hem oradaki mühim bir şâkirdi çok merak ediyordu. Bugün o Hayri, iki saat Hayriye’den sonra geldi; o üç şâkird hakkındaki merakı izâle ettikten sonra, dört aydan beri devam eden “tefârik” nâmında üstadımızın bir kokusu bugün bitmişti. Hayri’nin elinde bir küçük şişe... Dedi: “Size tefârik getirdim.” Biz de bu küçük, latîf tefârikteki tevâfuka Bârekallâh, dedik.
Bu iki gün zarfında bu küçücük nümûneler gibi, Üstadımız, Mu'cizât-ı Ahmediye’nin tashihâtıyla meşgul olduğu için, bunlardan başka çok nümûneleri görmüş. Mâdem iki günde böyle inâyetin cilvelerini görüyoruz; Risale-i Nur dâiresi içinde dikkat edilse herkes – kendi nefsinde– hizmeti derecesinde böyle nümûneleri görebilir.
RİSALE-İ NUR ŞÂKİRDLERİNDEN
Hâfız Tevfik / Hilmi / Kâmil / Hayri / Mehmed Feyzi / Emin
EVET / EVET / EVET / EVET / EVET / EVET
Gözümüzle gördük.
Evet, ben de tasdik ediyorum.
Said Nursî ∗∗∗
► (133) ◄
Azîz, sıddık kardeşlerim!
Bu şiddetli kışta ve manevî, dehşetli, ayrı tarz bir kışta ve nev'-i beşer ictimâî hayatında müdhiş kanlı diğer tarz bir kışta, çırpınan bîçârelere rikkat-i cinsiye ve şefkat-i nev'iye cihetinden gayet derecede bir hüzün ve elem hissettim. Çok yerlerde beyân ettiğim gibi, yine Erhamürrâhimîn ve Ahkemü'l-hâkimîn olan onların Hàlık-ı Kerîm ve Rahîmin hikmet ve rahmeti, benim kalbimin imdâdına yetişti. Ma'nen denildi ki:
“Senin bu şiddet-i teessürün, o Hakîm ve Rahîmin hikmetini, rahmetini bir nev'i tenkid hükmüne geçer. Rahmet-i İlâhiyeden ileri
