İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 186 / 218
186

► (143) ◄

Azîz, sıddık kardeşlerim!

Bu defa Hâfız Ali’nin ve Halîl İbrahim’in ve Lütfü’nün bir vârisi Abdullâh’ın, ehemmiyetli üç mektûblarını aldım. Hâfız Ali’nin, Hizb-i Kur'ânî ve Hizb-i Nurideki yanlışlardan teessürünü bildiriyor. Kat'iyyen o bilsin ki, o ve Tahiri ve Hâfız Mustafa ve arkadaşlarının gayretleriyle tab'edilen o iki Hizb, bu zamanda, bu şerâit içinde gayet parlak bir muzafferiyet-i nuriyedir. Onların defter-i âmâline, her tarafta hasenâtları geçirilir. Kim okusa, onların hissesi var. Yanlışları, tahminimizden çok azdı. Lillâhi'l-Hamd kolayca tashih ettik. Lâyık ellere girmiş.

Halîl İbrahim’in, Risale-i Nur hakkında gayet tatlı ve güzel ve mutâbık temsîli ve tavsifi, – içinde – samîmî ihlâsından ve kanâatinden geldiği cihetle, bizce gayet parlak ve edîbâne düşmüş. Risale-i Nura ait kısmını lâhikaya yazacağız. Hakikaten, Risale-i Nurun mühim ve sebatkâr ve dâimî bir rüknü olduğuna şübhe kalmamış. Ona ve rüfekasına her gün hususî duâlarımıza, kazançlarımıza; hususan İnce Mehmed, hissedar olmalarını ve selâmımızı tebliğ edersiniz.

Merhum Lütfü’nün ciddi ve hakîki bir vârisi olan Abdullâh’ın mektûbunda, Risale-i Nurla alâkadar olan başta Tahiri ve babası ve Ali ve Vehbi, Şükrü, Mustafa, Mehmed, Hüseyin, Mehmed, Hakkı ve bilhassa eskiden Risale-i Nurda mevkii bulunan Büyük Zühtü gibi kardeşlerimizin selâmları beni çok ziyâde mesrûr eyledi. Ben de o kardeşlerimize, hem selâm hem duâ, hem istid'a ediyorum. Onun mektûbundaki suâller ise, şimdi bu dakikada ise zihnim başka yerle meşgul; onların cevabına bakamıyor. …..

Üçüncü Mes'ele: Bir kardeşimiz, kusurunu görmediği münâsebetiyle, onu îkaz için yazılmış ince bir mes'eledir. Belki size fâidesi olur, diye yazdık:

Bir zaman, evliyâ-yı azîmeden, nefs-i emmâresinden kurtulanlardan birkaç zâttan, şiddetli mücâhede-i nefsiyeler ve nefs-i emmâreden şekvâlarını gördüm. Çok hayret ediyordum. Hayli zaman sonra, nefs-i emmârenin kendi desâisinden başka, daha şiddetli ve daha ziyâde söz dinlemez ve daha ziyâde ahlâk-ı seyyieyi idâme eden ve heves ve damar ve a'sâb, tabiat ve hissiyat halîtasından çıkan ve nefs-i emmârenin son tahassungâhı bulunan ve nefs-i emmâreyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören ve mücâhedeyi, âhir ömre kadar devam ettiren bir manevî nefs-i emmâreyi gördüm. Ve anladım ki, o mübârek zâtlar,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.